Vakit ‘Elf’ Vakti


avatar-film1sullybig2

AVATAR

Avatar’ın sırrına vakıf olamayan benim gibi faniler arıyorum. Filmi aşağılama niyetinde değilim. Lakin sevdim. James Cameron’un daha önceki blockbuster filmlerini (Terminator, Titanic- pardon onu hiç sevmemiştim) sevdiğim gibi sevdim. Hatta onlardan çok sevdim. Hem fikir, hem görüntü olarak daha çabalı, daha çok şey söylemek isteyen bir yapım. Cameron’un hayatının projesiymiş. İnanırım. Kendisi kitleleri yakalayabilen, bir nevi halkın nabzını tutabilen, popülerden korkmayan, para harcamayı seven, allah için harcayacak para da bulabilen zeki ve yaratıcı bir teknoloji çağı çocuğu. Ama bana göre Terminator’ü yapan Cameron’dan çok da farklı değil. Olması da gerekmiyor ama etrafım öyleymiş gibi bir hype’la sarıldığından, feci bir şeyler oluyor ve ben kaçırıyorum, yoksa yoksa ben aptal mıyım, daha da fenası yaşlı ve demode miyim duygusundan kurtulamıyorum. Tamam 3D şimdiye kadar hiç bu kadar iyi olmamışmış, doğrudur. Na’vi’ler hakikaten çok canlıydı, bravo. Ama onun dışında, Avatar’la ilgili orijinal bir fikir bulmakta zorlanıyorum. Demode görünme pahasına, 3D’nin bana pek de birşey söylemediğini, süper bir 2D sinematografisini on kere tercih edeceğimi de belirtmeden geçemeyeceğim. (Üç saat az değil, gözlük takmaya alışık değilseniz kulağınız, burnunuz ağrıyor. Hem tamam perspektif oluyor ama yanlardan daralmıyor mu??)

Bence daha önemli bir mevzu olan içeriğe gelince, Yüzüklerin Efendisi’ni hatırlayan yok mu merak ediyorum. Tolkien 1950’lerde Orta Dünya’yı yaratmış ve insanlığı, fantazi olduğunu hala reddettiğim hobitler, elfler, goblinler, cüceler ve gandalflarla tanıştırmıştı. Bu orta dünyanın sonunda, büyülü varlıkların dönemi bitiyor, iyilikleriyle, kötülükleriyie, güçlü ve zayıf yanarıyla salt insan dönemi başlıyordu. O kadar gerçekçiydi ki, dünyaya sıkıcı insan devrinde geldiğim için halen hayıflanırım. Geçtiğimiz yıllarda onlar da üçleme şeklinde sinemaya uyarlandı. Avatar’ın Na’vi’leri bir çeşit mavi Elf. Doğa ile kurdukları bağ, hassasiyetleri, büyülü dünyaları, hatta ürpertici güzellikleri. Cameron’un buradaki en büyük dehası, bunu tarih öncesinden alıp, geleceğe yapıştırması. Çok akıllıca. Özellikle insanlarda başka yaşam tahayyülünün artmaya başladığı dönemde, yaşadığımız dünyaya sıfırdan başlayabileceğimiz bir alternatif sunmak çok akıllıca. Ama işte fikir ne yeni, ne de orijinal. Sadece insanların Elf zamanı gelmiş. Cameron da, nabzı yine süper yoklamış. Keşke, zaten epey net olan insaniyet mesajlarını, ortalama Amerikan seyircisi anlayacak diye vurgulayıp durmasaymış. Na’vi’leri de ortalama Amerikan seyircisi rahatsız olabilir diye seviştirmemiş diyorlar. Doğruysa, bu da bildiğimiz Cameron işte. Elf hamurundan muteşem, büyüleyici mavi türler yaratsa da, kalbi Pandora’da değil Hollywood’da atıyor. Haa, Pandora’yı da Amerikalı bir savaş gazisi kurtarıyordu unutmuşum. Yazdıkça çıkıyor, daha neler neler geldi aklıma ama hadi Pelin bastır bakalımJ

2 Comments

Add yours
  1. Zeynep Erdim

    geçen hafta’dan beri ‘avatar anti kapitalist mi, sosyalist mi’ tartışmalarını okuyorum. amerikan sağının ‘sol’ korkusunun bu kadar sığ bir düzeye seyrediyor olması hem eylenceli hem de ‘ulan ne olduğundan bu kadar haberiniz yoktu da soğuk savaş filan yaratıp ne diye o kadar millete patladı patlıycak diye yıllarca travma yaşattınız keratalar’ diye düşünüyorum. obama’dan bile komünist olduğu için tırsan orta sınıf amerikan esnafının evlilik çağında hala anasıyla yaşadığı ve börtü böceği sevdiği için mavi navi kızından ödünün kopması normal tabi.

    detroit’teki araba fabrikaları ‘bize bi ekonomik kriz vurdu şimdi de avatar vurcek diye korkadursun’ elalem tamamen başka şeylerin peşinde. japonya’da navi makyajı moda olmuş. japon genç kızları bakışları benzesin diye kocaman irisli yeşil lensler ve rengarek göz makyajıyla geziyormuş. işte bu da videosu, nasıl yapıldığını anlatıyor. isterseniz hepimiz navi, hepimiz mavi olabiliriz yani.

    http://www.youtube.com/watch?v=0BcAxgcuTRY&feature=topvideos

  2. kediebru

    yok yalnız değilsiniz. hikaye çok klasik, seyirciye yeni bir şey vaad etmiyor. hollywood sinemasında amerikalı bir kahramanın ezilenleri kurtarmasına yeterince alışığız. kabak tadı verdi artık. ben filmi almanca izledim. burda tüm filmler anlam veremediğim bir şekilde dublajlı. birçok konuşmayı anlamasam da, o kadar iyi biliyorum ki artık amerikan diyaloglarını, bir iki kelime yakaladım mı anlamakta hiç zorlanmadım. 3d izlememe rağmen yine de hayal kırıklığı yarattı bende. hatta en iyi filmler listesine sokanları hayretle izliyorum. hollywood işte! al popcornunu, üç saat hiptonize ol, düşünmene hiç gerek yok… yeter çok konuştum. :)

+ Leave a Comment