Transeunte / Neden sevdim?


Her sinefilin rüyası olan filmler vardır. Mesela, La Vida Útil belli bir hissiyatı, yaşlı bir adamın yalnızlığını sinemanın/sinematek kültürünün yalnızlığıyla eşlediği için böyle bir filmdir. Yürümek ve kaybolmak, Kafka’nın meşhur aforizmasındaki ‘yolun duraksama’ anlarını bulmak ve şehri deneyimleme biçimlerini uç noktalara taşıma, Transeunte‘nin (Yoldan Geçen) asıl peşinde olduğu şey sanırım. Transeunte‘de yürümek, dünyayı bir algılama biçimine ve aynı zamanda tuhaf bir şekilde içsel dünyaya dönüşebiliyor, ve şöyle bir soru soruyor sanki: hiç tanımadığımız birisinin gördüklerini, göz kırparken aklından geçenleri ve bir yüzün mahremiyetini ne kadar seyirciye aksettirebilir sinema?

Bir film düşünün aynı zamanda anonimlikle ilgili olsun. Çünkü bilmediğimiz yüzler sonsuz olanaklar vaat eder, her birinin ayrı birer hikâyesi, düşü, sakladığı hüznü vardır, diyor yönetmen Eryk Rocha. (efsane yönetmen Glauber Rocha’nın oğlu) Bunda acaba Rio’yla İstanbul’un benzer şehir deneyimleri sunmasının bir etkisi var mı diye de düşündüm.

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=8qiI1j-jvNY&list=PLB287B3E7C8A20F61&index=49&feature=plpp_video[/youtube]

Transeunte‘nin ilginçliği, bütün büyük filmlerde olduğu belgeselin varlığını kurmacının içinde olanaklı kılabilmesi. Ya da şehirde yalnız başına yaşlı bir adam olma deneyimini neredeyse belgesel titizliğiyle tasarlayabildiği işitsel bir arkaplana taşıyabilmesi. Bu yüzden, karşımızda sadece izlenebilecek değil ama kendinizi bırakıp dinleyebileceğiniz  bir film de var.

“Sahici sessizliğin olduğu tek yer muhtemelen güzel bir yüzdür. Karakter, yüzü söylenmemiş sözcüklerle ve gerçekleştirilmemiş niyetlerle işaretlerken, hayvanın yüzü her zaman sözcükleri dile dökmenin eşiğinde görünürken; insan güzelliği, yüzü sessizliğe açar. Ama bundan sonra sessizlik artık basitçe sözün askıya alınması değildir; sözcüğün kendi sessizliğidir, dünyanın görünür olmasıdır: Dil fikri. Bu yüzden yüzün sessizliğinde, insan gerçekten evindedir.” (Nesir Fikri, Giorgio Agamben, Metis Yayınları, s. 125, çev. Fırat Genç)

Transeuntenin gösterimleri 21 Şubat 2012 AFM Fitaş Salon 1 ve 22 Şubat 2012 16:00 Cinebonus Maçka G-Mall’da. Kaçırmayın!

 

4 Comments

Add yours
  1. d.y.

    Filmi çok ama çok sevdim. ”Güneş bütün hudutları eritecek. ” kısmı çok güzeldi ,Expedito’nun balkonun önünde dururken ki halleri, gülümsemesi tebessümü, araştıran bakışları, hayata karşı duruşu , berber salonundaki hali hepsi ayrı güzeldi. Şarkılar, radyo haberleri , yürüyüşler …. Siyah beyaz görüntü …. Gözler…. Böyle bir film izlediğim için çok mutluyum. ”Sabırla sürdürüyorum, yaşayamadığım hayatımı…. ” Expedito senin hayata karşı duruşunu o kadar sevdim ki…

  2. d.y.

    sevgili Armağan,
    ben o kısmı bitişte not aldım biraz. sana ileteceğim yakın zamanda buradan. not alabildiğim kadarını tabi,

+ Leave a Comment