The Kids are All Right ‘aile’yi parçalayıp, yeniden yapıştırıyor


kidsareallrightAilenin ne olduğu, nasıl işlediği, neye dönüştüğü üzerine yetişkin bir film bulmak gerçekten zor. O kadar hassas bir ayar üzerinde var olan bir sistem ki aile; yazanın da, yönetenin de, izleyenin de kendi takıntılarından uzaklaşıp zaaflarını filme yüklememesi kolay iş değil.

Ya Ordinary People, The Ice Storm ve Revolutionary Road’da izlediğimiz gibi aile sallana sallana, feci bir şekilde çöküyor. Ya da Amerikan dizilerinde, Focker ailesinde gördüğümüz gibi örgütlü bir yanılsamalar sistemi içinde kendi yağında kavrulup, kanser olmak yerine yaşam boyu tansiyon hastası olmayı tercih ediyor.

Artık başlı başına bir türe dönüşen bağımsız sinema ise aile konusunda taşı gediğine oturtuyor, umudunu kaybetmeden ailenin çekirdeğine iniyor ve işleyen/işlemeyen ne varsa gözümüzün önüne koyuyor.

‘Mainstream’ sinemayla başarılı evlilikler yapan bağımsız filmler ise bir adım ileri gidip, yeni yüzyılın işlevsel ailesini tanımlıyorlar. Her sene bir tane çıkıyor, bir Little Miss Sunshine, bir Juno geliyor sinemalara. Bu sene de kısmet Lisa Cholodenko’nun filmi The Kids are All Right’a düşüyor.

kidsallrightAnnette Bening ve Julianne Moore, belki de kendilerini en az kastıkları rollerinde, iki çocuklu bir lezbiyen çifti canlandırıyorlar. Ergen çocuklar biyolojik babalarının kim olduğunu merak ediyorlar ve biraz dedektiflikten sonra ciddi annelerinin antitezi çocuk enerjili babalarıyla (Mark Ruffalo) tanışıyorlar. Baba Paul, ailenin diken üstündeki dengesini Paşabahçe’deki fil edasıyla beklenmedik bir şekilde bozuyor.

Kontrol delisi, evin ekmeğini getiren Nic’in (Bening) sessiz hegemonyası tehdit altına giriyor, Jules’un (Moore) ise kırılganlıkları, güvensizlikleri birden su yüzüne çıkıyor. Ergen evlatlar ise, yetişkinlerin anlamsız gerginliklerini olgun bir şekilde dışarıdan izlemeyi başarıyorlar.

The Kids are All Right, biyolojik aile, yapay aile ve kendi seçtiğin ailenin farklarından çok ortak noktalarına bakıyor ve kendi özel dinamikleriyle her ailenin DNA’sının birbirinden farklı olduğunu hatırlatıyor. Birçok eşcinsel çiftte olduğu gibi, Nic ve Jules’un da geleneksel heteroseksüel çift/anne/baba rollerini örnek aldıklarını görüyoruz. Ellerinde başka bir model olmadığı için geleneksel aile yapısına sarılan bu iki kadın, ilişkilerinin en zayıf halkalarını da bu doğru dürüst işlemeyen model sayesinde pahalı bir şekilde öğreniyorlar.

İdealize edilen, kolay kolay sorgulanmayan anne/baba rolleri anne/anne olarak doğrudan kopyalanıyor. Böylece de iki kadının üzerinde fazlasıyla iğreti gözüküyor. Film boyunca iki kadını (ve de izleyiciyi) sağlıklı bir bakış açısına yönlendiren ise çocuklar oluyor. Little Miss Sunshine ve Juno gibi, çocuklara ve ergenlere saygı duyan, onların henüz kirletilmemiş/bozulmamış bilgeliklerinden güç alan The Kids are All Right sulu sepken olmadan yakın ilişkilerde en sıkı yapıştırıcının sevgi, anlayış ve diğerini olduğu gibi kabullenme olduğunu hatırlatıyor.

Emrah’s popdate

5 Comments

Add yours
  1. Zeynep Erdim

    annette bening inanılmaz oynamış. en küçük omuz hareketi, en sakin hali, en fevri anı, hepsi şahane.

    mark ruffalo’ya bakakaldım. film boyunca acaba adama aşık mı olmam gerekiyor yoksa kıl mı karar veremedim. niye böyle bi ikilemde izledim. bilmiyorum. filmde bi karşı cins olunca, konu da sevgi, seks, annelik, babalık filan bişeyse hemen belirli bir hissin içinde konumlanıp oradan izlemeye alışmışım. ruffalo buna izin vermedi, konformist alışkanlığımı yıktı ve beni ortada bıraktı. harikaydı.

    hikayenin durduğu yeri çok sevdim. ailenin yaşadıklarının yıllarca evli kalan bütün evli ebeveynlerin yaşayabileceği şeyler olması, bu ebeveynlerin gay olmasının sadece detayları değiştirmesi, yaşanan dramın öznesi olmaması fikrini sevdim.

    hakkaten çok cool bir filmdi :)

  2. beril

    şimdi bu filmle de Annette Bening e Oscar vermezlerse çok şaşarım. Hatırlarsınız Annette iki adaylığında da Hillary Swank’e kaybetti. E kendisi Holywood aristokrasisinde, ayrıca Oscarcıların bayılacağı bir rol. Ama Natalie Portman bence Black Swan’da Annette’ten bir gıdım da olsa daha iyiydi.

    Şimdi benim bu filmden aldığım mesaj iki lezbiyenin ilişkilerinin düzelmesi için illaa araya bir erkek ve malum organının girmesi gerekiyor.

    (şaka şaka:P)

  3. mustafa uzuner

    Annete Bening’in almasini Portman’in kazanmasindan daha cok isterim acikcasi.. Portman’in performansi bana cok ‘asiri’ calisilmis geldi. Bu tur metodik performanslari cok seviyor gerci oscarci amcalar. Ama Ruth Sheen’in Another Year’daki performansi icin de muhtesem deniliyor.. Blue Valentine (Michelle Williams) faktoru var bi de ama onun ne kadar sansi olacak bilemiyorum :) Siki bir sene olacak gibi

  4. Yeşim Erdem

    Bu film bizin 2011 hit filmlerimizden. Korsan izlemedik. Korsana teşvik etmek istemeyiz:)) Belki bu anlamda uzun bir yazı yazmak doğru değildi hakkında. Biz !f için elimize gelen promotional kopyadan izledik. Siz !f’le sinemada izlemeyi bekleyin.. Bu, tam sinemada keyif yapma filmi zira!

+ Leave a Comment