TEKEL Ne İş?


.
Konuk blog yazarı Koray Çalışkan işçilerin direnişini anlatıyor.
100121-tekel-ambulanswidec
Ankara’da yüzlerce işçi direnişte. Ne oluyor, ne bitiyor her kafadan bir ses çıkıyor. Başbakan’a göre çalışmadan para alan avantacı işçiler bir de üzerine eylem yapıyor. “Beni iktidara işçiler getirmedi” diyor. Aslında sorun basit, her 4 gençten biri işsiz, hem 6 kadından biri işsiz. İş olmadığı için değil, bazılarında akıl fikir olmadığı için. Anlatayım…
TEKEL tütün işlemek için çok önemli. Türkiye tütünü Fransız şarabı gibi bir şey. Oryantal tütün diyor buna bütün dünya. Mesela bakkaldan kısa kemıl alın, %10’u Oryantal tütündür. Sigaranın tuzudur, biberidir. (4 ay önce sigarayi bırakmış birine bu yazıyı yazdıranda kabahat, canım çekti çoktan). Yani onsuz olmaz. Biz ne yapıyoruz, resmen tütün ekimini yasaklıyoruz, iyice azaltıyoruz. Zaten daralan iş alanını bir de özelleştirmelerle yok ediyoruz. Hadi özelleştirdin o hatayı yaptın, bari tütün işleme sistemi olmayan birine sat, bari emekçi işsiz kalmasın değil mi? Yok, inadına bir de kendi sistemi olana satıyor ki TEKEL işçisi işsiz kalsın.
Pes. Gerçekten. TEKEL işçisi de pes dediği için direnişte. Hem iş verme, hem çalışmıyor de. Verilmemiş ödev yüzünden dersten çaktırma gibi bir şey. Ayıptır, kalpsizliktir, yokartıktır…
Peki bu kötü kararların maliyeti kime kesiliyor? Küçük bir kısmı TEKEL işçisine. Ama büyük kısmı 18-20 yaşlarında gençliğe. Nasıl mı? Anlatayım. Uzun vadeli tahvil denilen şeyler bir sonraki kuşaktan bu kuşağın borç alması anlamına gelir. Kötü bir karar alındığında ortaya çıkan açık bu tahvillerle kapanır. Yani şimdi 50-60 yaşında olanlar 30 yıllık tahville borçlanınca, şimdi 18-20 yaşında olanlar bu borçları öder. Tüm bu rezil neo-liberal kararları verenler bütün maliyeti gençliğin omzuna yıkanlardır. TEKEL işçileri biraz mağdur, ona rağmen, aferin, direniyorlar. Ya gençlik? Niye Ankara’da değil?
.
Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Assist.Prof.Dr. Koray Çalışkan BirGün gazetesinde yazıyor.
Foto: ntvmsnbc

7 Comments

Add yours
  1. Zeynep Erdim

    TEKEL işçilerinin durumu çok trajik. ancak durumu trajik yapan tek şey işçilerin kışın ortasında, çadırlarda hak aramalarından ziyade çok güvendikleri sendikaların türkiye’de ‘işçi statüsünde’ sadece 13,000 işçiyi temsil etmesi. yani asıl trajedi türkiye’deki sendikacılığın bu olayla patlamış olduğunun ortaya çıkması. şiödilik sadece ‘trajik işçi hikayeleri’ üzerinde duruyoruz, bir süre sonra işin bu kısmı gelirse uzun vadede işçiler için daha olumlu sonuçlar elde edilir.

    lüks arabalarda gezen kalantor sendika ağaları türkiye’deki sendikal yapıda revizyona gitmeyi, yeniden yapılanmayı reddettikçe daha çok işçi ankara’da kışın açlık grevi başlar.

    tuzla’da işçiye sendika mı sahip çıktı? asıl büyük sendika, tuzla’daki ölümlerle birlikte kurulan ve hiçbir sosyal güvencesi olmadan çalışıp her gün ölen işçilerin hakkını arayan ‘alternatif sendikayı ‘pkk’lı olmakla suçladı.

    3 konfederasyon, 3 sendika ‘işçi statüsünde’ toplam 13,000 kişiyi temsil ediyor, bu savaşı çoktan kaybetmişler. asıl trajik olan budur.

  2. Deniz Tavmen

    Zeynep, bir yanlış olmasın rakamda? Sadece kriz sırasında işten çıkartılan sendikalı işçi sayısı 42.000.

  3. Zeynep Erdim

    ne yazık ki rakamı üç yerden konfirme ettim. sendikalı derken ‘işçi statüsü’ var, başka statüler filan da var. net anlamaya çalışsan çok acayip teknik bir durum. ama tekel işçileriyle aynı statüde olan işçi sayısı bu kadar. ha düne kadar ‘iyi de statü ne farkeder, önemli olan işçi sayısı, greve giden sayısı’ denebilirdi ve fakat bu sabah iki sendika geri adım atıp greve katılmayacağını ilan etti. yani ne yazık ki bu 13,000 rakamı önemli. tayyip ‘bizi iktidara tekel işçileri getirmedi’ derken ne dediğini malesef çok iyi biliyor. adamın dediği şey ‘fact’ olarak doğru.

    tekel işçilerinin direnişi için ‘uzun süredir olmayan bir işçi direnişi’ olması açısından bence de çok önemli. en azından bir sembol oldular, ama sembol olmak ekonomik sonuç doğurmuyor.

    ay tekel işçilerine karşıyım gibi oldu, ben sadece durumun aslında görünenden daha trajik olduğunu anlatmaya çalışıyorum. ve hala diyorum ki asıl sorumlular tepedeki sendika temsilcileridir. bunun bu hale geleceğini yıllardır biliyorlardı, hiçbir şey yapmadılar.

    bugün bütün bu grevi takip eden gazetecilerin biri (sayıyla 1) bile sendikalı değil (ben dahil). kim kime destek verir? verebilir?

  4. Koray Çalışkan

    Sendikali isci sayisi en onemli gosterge degil bence. Fransa’da genel sendikalasma orani %13tür, ama iyi orgutlu isciler butun emekciler icin hak mucadelesi verirler. Dusunun, paris metrosu durdugunda Sarkozi gibi onlarin Mehmet Agar’i bile “ama bu iscilerin %15’i orgutlu, digerlerini temsil edemez” demiyor. Sendikalasma orani onemli ama en onemli gosterge degil.

    Sendikalarin icinde elbette Sari Sendikalar var. Yani gucluden yana gucsuzu biraz boslayan. Turk-Is zaten ABD yardimiyla biraraya gelen ve isci sinifi mucadelelerini sulandirmak icin kurulan bir orgut en basta. Daha sonra icindeki sendikalar radikallestikce konfederasyonu zorluyorlar. Hak Is Turk-Is’in islami versiyonu. Genel kurulllarina Gul’u Erdogan’i davet eden Sari-Yesil Sendika.

    Ancak Turk’-Is’in icinde de Petrol-Is gibi Hava-Is gibi bir cok kalbi dogru yerde, yani solda atan sendika var. Ondan her sendika ya da kofederasyon kotu demek olmuyor.

    Tuzla da mesela orgutlu iki sendika var. Biri patronlarin hakkini koruyan Dok Gemi İs. Bunlar tersaneler lehine eylem bile yaptilar! Ancak LIMTER-IS oyle degil. LIMTER-IS olmasa Tuzladan cok daha az konusur, tuzlayi cok daha az gundem yapardik. Uyelik sayilarina bakarsak Lİmter Is uyeligi dusuk. Neden, Limter Is is yaptigi icin orada orgutlu emekcieri isten atiyorlar hemen.

    Keske Siyah Beyaz olsa dunaya, en cok ben isterdim Besiktasli olarak…

    Tekel iscilerine destege devam… Sendikalasmaya devam…

  5. Zeynep Erdim

    ilk yorumumda ‘alternatif sendika’ derken limter-iş’i kastetmiştim zaten. evet tuzla’daki ölümler limter-iş sayesine basına çok yansıdı ancak sonuçta işçilerin çalışma koşullarıyle ilgili bir değişiklik olmadı, bu da sizin dediğiniz gibi örgütlü üye sayısının az olması yüzünden. benim trajik bulduğum da tam da bu zaten. o kadar haber yapıldı, tuzla’da ‘hak’ adına hala değişen birşey yok. orada hala sezonluk vasıfsız işçiler, sigortasız ve her türlü haktan yoksun çalışıyor.

    o yüzden bence de sendikalaşmaya devam, sorun zaten ortada dosdoğru sendika olmamasında. bunu da en sendikasız sektörlerden birisi olan basında çalışan birisi olarak gerçekten iç geçirerek ve inanarak söylüyorum. :)

+ Leave a Comment