Senaryolarımızı çok da ciddiye almayalım / !f’in 1.gününden hediye.


Her gün festivalden ilham veren anları paylaşasımız var- bakalım bu kadar hengame içinde mümkün olabilecek mi..

Dün Çocuk Masalları’nın ardından çok güzel bir izleyici grubuyla nefis bir soru cevap seansı oldu. Siegried’in daha da anlatası vardı ama zaman doldu.. .

Siegfried – Kinogamma’dan ve Sansa’dan hatırlayanlar bilir– dünyayı geziyor ve çekiyor. Çocuk Masalları da, öyle. Siegfried Hindistan’da dolaşırken bir kaç çocukla tanışıyor, bir akşamda oturup onlar için basit bir hikaye yazıyor ve ertesi sabah onların okuluna gidip çekmeye başlıyor. Çocuğun öğretmeni, okulun müdürü ve onunla birlikte okuldan kaçtıktan sonra sokakta karşılarına çıkan herkes filmin bir parçası oluyor.

Bir izleyicimiz- ki kendisi de belli ki Hindistan’da bayağı bir dolaşmıştı– Siegfried’e Hindistan’da gezerken ona bir şekilde müdahele eden, selam veren, durup bakan, muhabbet eden onca insanla nasıl film çekebildiğini sordu. Kurguda çıkarmış mıydı o insanları sonradan?

Sig’in yantını çok sevdim: ‘Onları müdahele edenler olarak değil, filmimin asıl aktörleri olarak görüyorum ben. Sokakta karşıma bir keş mi çıktı, hemen baş karakterim olan çocukla ilişkisinin nasıl olabileceğini hayal ediyorum, olan biteni izliyorum ve oradan devam ediyoruz. Belki de önceden yazdığımız senaryoları fazlaca ciddiye almak, onları oldukları gibi gerçekleştirmek için didinmek yerine, karşımıza çıkan her insanın, her durumun keyfini çıkarmalıyız. Önceden yazılmış hic bir senaryo, hayatın o anda karşımıza çıkardıkları kadar sihirli şeyler barındıramaz.’

Ben sevdim. Yalnızca film çekmek için değil, yaşamak için de iyi bir tiyo sanki?

 

 

 

 

+ There are no comments

Add yours