Red Swan / Kırmızı Kuğu


black-swanKarakterleri mercek altına alan psikolijik bir drama izlemeye hazırlandım ama karşımda daha çok bale sanatının trajedisini buldum. Bale, belli ki yönetmen Aronofsky için acı bir sanat. Ruhu örseleyen (yıllardır kullanmadım bu kelimeyi!), vücudu öldüren, kemikleri kıran, deriyi kanatan. Metaforik değil bunlar. Bu filmde en az Hamlet kadar kan var. Zaten en az Hamlet kadar bir trajedya izlediğimiz.

BaÅŸbalerin Beth (Winona Ryder) anneanneler kadar yaÅŸlanınca (!) emekliliÄŸe zorlanıyor. Burada baÅŸlıyor trajedya aslında. Hayatını çocukluÄŸundan beri dansa adamış, bu yolda dengesini, sinirlerini, sınırlarını sonuna kadar zorlamış Beth’in, bu kararla 40 yaşında eÅŸiÄŸin öteki tarafına geçmesine, bir nevi ötenazi istemesine ÅŸaşırmıyoruz hiç.

Onun halefi Nina (Natalie Portman), bu sürecin başını gösteriyor bize. Henüz erken 20’lerinde ama halihazırda aynı eÅŸikte. Evde üstünü bile annesinin giydirdiÄŸi bir barbie bebek, okulda düzinelerce kızla rekabet eden bir asker. Ä°ki dünyasında da kusursuz olmaya çalışıyor. Yeni sahneye konacak KuÄŸu Gölü Balesi’nde baÅŸ balerin seçilmesi bu kusursuzluÄŸu taçlandıran bir geliÅŸme olmaktan çok uzak. Bilakis, doÄŸal olarak mükemmel canlandırdığı Ak kuÄŸudan çıkıp Kara kuÄŸu olması gerektiÄŸinde, kusursuzluktan kurtulması, kendini bırakması bekleniyor Nina’dan. Ama kendini bırakmak, o güç bela yamadığı dünyanın bütün dengelerini alt üst edecek, onu delirmenin ve hatta ölümüm eÅŸiÄŸine getirecek derecede tehlikeli bir talep.

Kendisi de eski balerin, dolayısıyla epey örselenmiş bir anne (Erica- Barbara Hershey), tacizi balerin yetiştirmenin doğal bir parcası olarak gören tiyatronun direktörü Thomas (Vincent Cassel), kendisinde olmayan her türlü baştan çıkarıcılığa sahip dost/düşman arası Lily (Mila Kunis). Bu ortamda mükemmelliğe tutunurken, hatırlamadığı zamanlarda kendini tırmalayan, acıtan, kanatan Nina. Sahnede kara kuğu olamadıkça, iç dünyasındaki karanlık artıyor, şizoid atlamalar gerçekten ayırt edemeyecek bir noktaya geliyor.

Ä°zlerken bir tarafımız hep bir sıçrama bekliyor Nina’dan. Kontrolu eline alacağı, dünya aleme kaç bucak olduÄŸunu göstereceÄŸi, içindeki kara kuÄŸuyu çıkarıp kabuslardan kurtulacağı. Hikaye de o beklentiyi yaratamıyor deÄŸil. Süreç uzadıkça kalbimiz sıkışıyor. Ama Darren Aronofsky öyle kolay hazlar vermiyor seyirciye. Pi’dan bildiÄŸimiz rahatsız edici akıl oyunlarıyla, Wrestler’dan hatırladığımız zafersiz zafer hikayeleri arasında bir yerde tutuyor bizi.. Kamera yakın/uzak arasında kontrolsüzce hareket ederken, çerçeveler arada yamuk, kırık. Aynalardan, kulis arkasından, tuhaf açılardan izlediÄŸimiz dans sahneleri çok güzel ama tedirgin edici. Stilize ama kusurlu. Thomas’ın Nina’dan dans ederken beklediÄŸi kusurluluÄŸun kusursuzluÄŸu bu olsa gerek.

Bunca dramaya, duyguya ve karakter üzerine odaklanmasına rağmen özdeşlik kurabileceğimiz bir hikaye değil Kara Kuğu. Fokusu tıpki Nina gibi hem çok dağınık, hem de çok obsesif. Bir an bile rahat nefes aldırmazken, bizi psikolojik gerilimden, aile içi dramaya, bale sanatı trajedyasından, şizoid akıl oyunlarına ve hatta operadaki hayalete sürükleyip duruyor. Bir noktada bildiğimiz korku filmine yaklaşıyor. Bana en çok, bir Shakespeare eserinin modern ve özgün uyarlaması gibi geldi. Bale, (gladyatörler gibi) modern zamana ait olmaması gereken bir sanat sanki. Kuğu ne kara ne de ak, bildiğimiz kan kırmızısı.

8 Comments

Add yours
  1. 2
    Nihan ÅžimÅŸek

    Bence, Black Swan izleyicinin kolayca özdeşleşemediği, günümüz yaşamından kopuk bir film değildi.
    Hatta tam aksini düşünüyorum.

    Arononofsky’nin izlediÄŸim diÄŸer filmlerinde de karakterlerin mercek altına alındığını söyleyemem ama yönetmen karakterlerini çok güçlü bir ÅŸekilde ortaya koyarken, onları etkileyen, hayatlarını yönlendiren çoÄŸunlukla rahatsız edici ama gerçek obsesyonlarını gözler önüne serer.
    Bu nedenledir ki, izleyicinin bu karakterlerin bir parçasında muhakkak kendisini bulduğunu düşünürüm.

    Thomas’ın, annenin ve kızların kendi aralarında “the company” diye adlandırdığı bir bale topluluÄŸundan söz ederken, filmin günümüz yaÅŸamından kopuk olduÄŸunu da söylemek, körlük olacaktır.

    Hamlet ile Black Swan’i tanımlayabilmek adına bile olsa kıyaslamanın doÄŸru olduÄŸunu sanmıyorum.

    “The little princess” Beth’in hikayesini ise Queen Swan olan Nina’nın hikayesinin devamı olarak izleyebilmek, filmin yaÅŸamdan aldığı farklı kesitleri aslında tek bir yaÅŸamın tamamı olarak yansıtabilme inceliÄŸiydi diye düşünüyorum. Bu noktada size katılıyorum.

    “Kusursuzluktan kurtulmak ve kara kuÄŸu’ya dönüşebilmeyi” ise sizin aksinize gerçek kusursuzluÄŸa ulaÅŸabilmek olarak yorumluyorum ki filmin kapanış sözleri de bunu doÄŸrular nitelikte.
    Siz sanıyorum kusursuzluk ile kontrol çılgınlığını (control freak-çağımızın mücadelesi) burada birbirine karıştırıyorsunuz. Günümüz iÅŸ dünyasında control freak olmak yerine “esnek” olabilmek iÅŸin püf noktası. Hepimiz gibi Nina da kalıpları, sistemleri, duruÅŸu, kuralları, takıntıları ve egosu ile bunu göremediÄŸi sürece çevresindeki tek engelin de kendisi olduÄŸunu farkedemeyecektir. “Kendini aÅŸabilmek” burada mükemmelliÄŸe giden yolculuÄŸun özetidir. Ve Black Swan’de izlediÄŸim de bu oldu.

    Annenin de aynı yollardan geçmiÅŸ olması – Thomas’ın öğretme yöntemleri üzerine yorumunuza katılmıyorum. Thomas yol olarak cinselliÄŸi seçmiÅŸ olabilir ki bence cinsellik insanın toplumda kendisini ifade edebilmesi için aÅŸması gereken tabulardan biri olduÄŸu için – duygusal incinmelerin çoÄŸu bu alanda yaÅŸandığı için ve insanların sadece kendileri ve partnerleri ile baÅŸbaÅŸa kalıp, soyunabildiÄŸi, kendini açabildiÄŸi bir alan olduÄŸu için bunu kullanmasını anlayabiliyorum.
    Yani karakterlerin çok fazla mercek altına alınmadığından muzdarip olurken, onları böyle tek yönlü değerlendirmelerle yaftalamak çok doğru gelmiyor.

    Black Swan bence teknik anlamda Requiem for a Dream’deki hareketli kamera kullanımı dışında bana çok savruk bir film gibi gelmedi.
    Fokusu ise sağlam ve filmin akışı yavaş yavaş gelişirken, izleyicinin kendi farkındalığıyla bir anda şaşıracağı bir kurguydu.

    Ben nedense Nathalie Portman’ın oyuncuÄŸunu “çok iyi” yerine “iyi” ile sınırlandırabildim ki bu ayrı bir yazının konusu olacak türden…

    Sevgiler,

  2. 3
    YeÅŸim Erdem

    Yazıyı bazı yerde yanlış anlamışsınız ya da ben eksik anlatmışım.

    Filmi sevmediğim gibi bir şey mi yazdım bilmiyorum. Bilakis ben filmden çok etkilendim.
    Günümüz yaÅŸamından kopuk olduÄŸunu hiç söylemedim. Aranofsky’nin bakışında sanki bale bugüne ait olmaması gereken acı bir sanat gibi geldi bana. Trajedi gibi iÅŸlemiÅŸ dedim. Ve açıkçası böyle baktıysa yönetmen, bunu doÄŸru buldum.

    Filmin bale eÄŸitiminin acısına ciddi referansları olduÄŸunu düşünüyorum ama bu aranosfky’i toplumsal bir iÅŸe soyunmus yapmaz tabi. Anne ve thomas da burada önemli bence. Thomasın yöntemleri onaydan/yargıdan bağımsız olarak o dünyaya iliÅŸkin bir gerçeÄŸi ortaya koymak için orada bence. Beth de. Anne de bir anamda.. Yani Thomas sadece nevi ÅŸahsına münasır bir yönetmen deÄŸil, aynı zamanda bir tipoloji. Bu, yönetmeni de, bakışı da yüzeysel yapmaz. Nina’nın önündeki tek engelin kendisi olduÄŸunu düşünmüyorum. Bu filmin o dünyanın trajedisinden bağımsız, tek bir balerinin hayatını anlatmak için yapıldığını sanmıyorum.

    ÖzdeÅŸlik de yine bir eleÅŸtri deÄŸil, tespitti. Acıkcası Aronofky’nin Nina karakterini biz içselleÅŸtirelim, ona aÄŸlayalım, üzülelim diye yarattığını sanmıyorum. Bu yüzden ilginç buldum karaktere bu kadar odaklanmasına raÄŸmen, seyirciyi (ya da beni) o acının dışında tutabilmesine. Bu yüzden takdir ettim yönetmeni bilakis, derdi o olmadığından hiç o zaafa kaçmamış diye..

    Kusursuzluk konusunda haklısın ama ben de zaten kameradan bahsederken tam da senin dediÄŸini yazdım. ‘Thomas’ın Nina’dan dans ederken beklediÄŸi kusurluluÄŸun kusursuzluÄŸu bu olsa gerek.’ seklinde bir cümle var orada. Filmin sonunu iyi hatrlıyorum:)

  3. 5
    YeÅŸim Erdem

    Bu film bizin 2011 hit filmlerimizden. Korsan izlemedik. Korsana teÅŸvik etmek istemeyiz:)) Belki bu anlamda uzun bir yazı yazmak doÄŸru deÄŸildi hakkında. Biz !f için elimize gelen promotional kopyadan izledik. Siz !f’le sinemada izlemeyi bekleyin.. Bu film asıl zevki öyle çıkacak cinsten zaten!

  4. 6
    Nihan Simsek

    Merhaba Yesim,
    Filmi begenmek ya da begenmemek seni ilgilendirir. Bu, benim uzerine yorum yapabilecegim ya da yaptigim bir konu degil. Ben sadece giriste filmden ne bekledigin ve neyle karsilastigindan bahsederken karakterleri mercek altina alan psikolojik bir drama yerine bale sanatinin tragedyasi ile karsilastigini ve filmin de bu konuya odaklandigini kastettigini sandim. Bu nedenle, girisinin filmi izlememis ve bale sanatinin tragedyasini da merak etmeyenleri aslinda ezici rekabetin yasandigi profesyonel yasamdan bahseden bir filme dair yanlis/eksik yonlendirebilecegini dusundum. Cunku sanirim dusuncemizin farklilastigi temel nokta, benim yonetmenin baleyi ‘gecmise ait olmasi gereken aci bir sanat’ olarak degil; gunumuz profesyonel yasamini metaforize edebilecegi estetik bir disiplin olarak ele aldigini dusunmem. Hepimiz her gun Queen Swan olmaya calismiyor muyuz?
    Thomas tipolojisi ile ilgili goruslerine katiliyorum. Benim kastettigim yuzeysellik, Thomas’tan cinsel istismari yontem bellemis bir adam olarak bahsetmenin filmin matematigine haksizlik oldugu icindi.
    Nina’nin onundeki tek engel kendisi derken, ben de Nina adli balerin kizdan bahsetmiyordum elbette :) Nina, Nihan ve digerlerinden bahsediyordum. Profesyonel yasamda tipki Nina ile Lily’nin arasinda oldugu gibi bir gun pek cok guzellik paylasip (seksten bahsetmiyorum) ertesi gun sizi afallatan bir gelisme ile karsiniza cikiveren, rakip-dostlariniz olup, kendinize acaba gerceklik hangisi, hangisine inanip devam etmeliyim diye sordugunuz olmuyor mu? Acikcasi bu benim gibi grisiz bir yasamda huzur bulanlari her gun biraz daha sizoidlestirebiliyor.
    Ozdeslesememe tespitinize katilamiyorum. Ama bu Aronofsky’i Cagan Irmak sandigimdan degil; etrafta pek cok izleyenin ben Nina’da kendimi gordum naralari attigini gordugumden. Ama belki benim gorduklerim korsandan izledikleri icin o tepkileri veriyor olabilirler. Sinemada izledikten sonra yeniden gozlemleyecegim.
    Yorumun icin tesekkurler. Yeni filmleri bekliyoruz.
    (Mesela social network nasil?)
    :)

  5. 7
    YeÅŸim Erdem

    vizyon açıcı görüşlerini bizle paylaştığın için teşekkürler.. Social network her nasılsa ekimde vizyona girdiğinden, o dönem hakkında bir yazı yazmıştım bloğa.. İlgilenirsen:
    http://ifistanbul.com/blog/?p=4930

  6. 8
    Nihan Simsek

    Social Network’ten dun haberim oldu :/ Sorum cahil tesadufu olmus yani :) Okurum.
    Tesekkurler,

+ Leave a Comment