Mumblecore’cular büyürken..


Mumblecore bir sinema akımı mıydı değil miydi bir dönem çok tartışılmıştı. Amy Taubin’in Film Comment’deki makalesi durumun çok güzel bir özetini yapıyor. Rolling Stones’un deyimiyle ‘Andrew Bujalski, Aaron Katz, Joe Swanberg, ve Duplass Kardeşler’ bu oluşumun öncü isimleriydi. Mumblecore ‘mırılda(n)mak’ fiilinden geliyor. Mırıldanan karakterler, konvansiyonel olmayan öykü anlatımları, Dogme’deki gibi doğal ışık ve çoğunlukla el kamerası bu estetik biçimin kaşeleri olmuştu bir dönem.  Sıkı !f’çiler hatırlayacaklardır bu yönetmenlerin birçoğunun ilk filmlerini !f’te izlemiştik: Andrew Bujalski’nin Mutual Appreciation; Greta Gerwig ve Joe Swanberg’li Night and Weekends; Duplass Kardeşler’in Baghead‘ini gene Swanberg’in Hannah Takes the Stairs‘ini ve Alexander the Last’ını nasıl unutabiliriz?

allthelightinthesky

2013 yılına geldiğimizde, Duplass Kareşler Hollywood’un en çok aranan oyuncuları oldular ve giderek büyüyen izleyici kitleleriyle filmleri dünyanın birçok yerinde sinemalarda gösterime giriyor. Aynı şekilde Bujalski de arthouse sinemanın en saygın isimlerinden birisi oldu. Hatta ‘mumblecore’ artık o kadar çok kullanılır bir terim haline geldi ki, mumblecore tarzı korku filmleri, bilimkurgular görmeye başladık. (Geoff Marslet’in gene !f’te de izlediğimiz Mars filmi öyle değil miydi mesela? Ya da Lena Dunham’ın Tiny Furniture ve Girls‘ü mesela?)

Joe Swanberg bu grubun içerisinde filmleri en dikkate değer biçimde iyileşen ve her yeni filmiyle daha fazla risk alan/kendini geliştiren birisi olarak dikkat çekiyor. Richard Brody, New Yorker’da yayınladığı makalesinde, Godard’ın Bergman’ı avangardın tekniklerini kendi filmlerine, filmlerinin/karakterlerinin gerektirdiği biçimde yedirmesiyle karşılaştırarak; Swanberg’in de gerek kadrajları, gerek gölgeleri kullanışıyla ve kamerasının dışavurumculuğuyla benzer bir konum işgal ettiğinden bahsediyor. Tıpkı Philippe Garrel’in erken dönem filmleri gibi kişiselden yola çıkan hikâyeleri, insan psikolojisinin ve ruhunun en saf/çıplak biçimiyle göründüğü yerlere götürmeyi başarıyor bizi. Swanberg’i Amerikanın Pialat’ı ya da Garrel’i yapan bir şey varsa o da sinemayı en basit şekliyle algılayabilmiş, ve filmin sadece büyük sözler söyleme sanatı değil; ufak anların yakalanışı, sanatın hayatla kurduğu bağların keşfedilmesi olduğunu bize hatırlatmasıdır.

Evet, Swanberg’in son filmi Solondz’un Happiness‘inden hatırlayacağınız Janes Adams’lı All the Light in the Sky Amerika dışındaki gösterimini dünyada ilk kez !f’te yapacak ve 16 Şubat  gösterimi öncesi/sonrası Joe Swanberg’in !f seyircisiyle buluşacağını hatırlatmalıyız. Aynı zamanda 2013’ün en iyi filmleri listesinde çokça karşınıza çıkacağını garanti edebileceğimiz Noah Baumbach’ın Greta Gerwig’li büyüleyici Frances Hası da Berlin’deki gösterimi sonrası Avrupa’daki ilk gösterimini !f’te yapacak.

+ There are no comments

Add yours