man on wire: the most beautiful crime


man-on-wire

Man on Wire (Teldeki Adam) filmini geçtiğimiz ekim Roma Film Festivali’nde izleme şansım oldu. Filmden çıktıktan sonra o kadar heyecanlanmıştım ki hemen Serra’ya bir mail, bir sms, bir de kartpostal atıvermiştim. !f’in açılış filmi olacağı çok sonra belli oldu. Nasıl da yakışır!

Yıl 1974, zamanın en yüksek binaları olan New York’daki ikiz kuleler yapılalı 4 sene ya olmuş ya olacak. Philippe Petit soyadının inadına, bu kulelerin arasına gerilmiş yaklaşık 410 metrelik yükseklikteki telde yatağındaymış gibi rahat uzanmakta.

James Marsh’ın muazzam belgeseli Philippe Petit’nin inanılmaz hikayesini tadına doyamayacağınız şekilde anlatıyor. Bir tutkunun gücü ve deliliğine tanık olmak ve belki de kıskanmak için izleyin, üzülmeyin.

“Life should be lived on the edge” Philippe Petit

best price on viagra 100mg metanx canadian pharmacy cialis daily generic genericcialisonlinepharmacie generic viagra and cialis

viagra online

2 Comments

Add yours
  1. Yesim Erdem

    sonu huzunluydu ama. Huzunsuz bir sekilde huzunluydu. Hersey ve herkes gercek hayatta dogal olarak o basarinin golgesinde kalinca, filmde de gecistirilivermisti hemen gercege uygun olarak. Onun glamour’unu gercek hayatta calmak istemeyen, oldugu gibi olmasina izin veren arkadaslari, sevgilisi, film de de calmak istememisler sanki. Oyle ciktilar sahneden aniden. Bir tanesinin yillar sonra bile, konusurken hem gururdan hem de kalp kirikligindan hickiriklarini tutamamasi her aklima geldiginde burnumun diregini sizlatiyor.

  2. Asu Somer

    Filmin can alıcı noktası tam da o dediğin bence. Film Philippe Petit ve yaptıkları üzerine olabilir, ama Jean-Louis Blondeau (konuşurken gözleri dolan) benim için filmi daha anlamlı kılan asıl karakter. Seviyoruz kendisini.

Comments are closed.