Locarno’da karla karışık film seyri


1 adet bisiklet (bedava!), 1 çift lastik ayakkabı (salonlar arası depar için), 1 şişe su (burada nedense hepsi hafif gazlı), filmlerde ağlarsam diye 1 paket Selpak (sadece 1 kere oldu, benden mi, filmlerden mi, anlayamadım). Eveet, Locarno Film Festivali, hazırım.

1. Herkes duruma göre Almanca, Fransızca, İtalyanca konuşabiliyor. Kimse bundan gocunmuyor. İsviçre’nin dördüncü bir resmi dili daha varmış:  Romansch. O da sadece dağlık bir bölgedeki 50bin kişi tarafından konuşuluyor. Yine de resmi dil. Yine de okullarda öğretiliyor. Yine de hükümete Romansch’ça talep iletebiliyorsun ve hükümet seni Romanschça cevaplamak zorunda. Demokrasi’nin Alplerde doğduğunu söyledi biri, mümkündür. Şişeleyip yanımda getirmek istedim.

2. Oranın Taksim Meydanı olan Piazza Grande’de yapılan ve 8 bin kişin katıldığı açık hava gösterimlerinin tadından yenmiyormuş. Ne olsa seyredilir, ne bileyim Fast & Furious 10 bile. Şansıma Ruby Sparks fena çıkmadı.

3. Bir türlü büyüyemeyen ergenler filmlerinden sıkılmışım. ‘Infantilism’ dedi İngiliz sinema eleştirmeni, kaşlarını çatarak. Hak vermedim değil. Belki de ben büyüyorumdur?! Son gün kendime kıyak ihtişamlı, tarihi salon Ex Rex’te retrospektifi yapılan Otto Preminger’ın Fallen Angel’ını seyredince hatırladım: Yetişkinler için filmler yapılsın tekrar. Gri alanlarda dolaşılsın, dram olsun, korkulmasın. Ergen kalmak istemenin korkuyla alakalı olduğunu yeni yeni anlıyorum. Başkaldırı sanmıştım sanırım.

4. Yine ne varsa belgesellerde var. Dijital teknoloji kurmaca filmlerde hızla çıkarılan, tam düşünülmemiş, fazla uzatılan vasat işlere ve kolaycılığa yol açtığı için eleştiriliyor. Ama belgesellerde etrafındaki hikayelere ilgisi olan herkesin kolayca ulaşabileceği teknoloji olması kesinlikle çığır açtı. Truth is stranger than fiction, demişler işte.

6. Vasatlık konusu devam. (Çünkü gerçekten filmler yüzde 90 vasattı.) En çarpıcı işler sinemanın imgeler yoluyla bilinçaltını gıdıklayabilme sihirini bilenlerde – ince bir iş aslında, satır aralarını dikkatle dinleyebilmeyi gerektiriyor. Belki sabır ve sessizlik istediğinden bugün az rastlıyoruzdur. Seyrederken içinde birşeyler uyandırıyor, belki adını tam koyamıyorsun. Ama  önemli olduğunun farkındasın. Senin de o sıralar uğraştığın bir konu olması muhtemel, bilinçaltı aslında ortak bir deniz.

Bu anlamda gördüğüm en sıkı iş Athina Rachel Tsangari’nin The Capsule filmiydi. Resimlere bakınca ne demek istediğimi anlayacaksınız. Konumuz, kadın olmak.

 

5. Uzakta Alpler görünüyordu. En güzel kısmı bir gün kaçıp dağlarda yürümek oldu. Ben de dağ olayım, kafamda kardan şapka olsun istedim.  Bkz ben, arkada kar, mutlu. Biraz görmemişlik oluyor galiba kendinin çok da iyi olmayan bi resmini koymak? Mazur görün, Locarno’dan bil-dir-dim  :)

Categories

+ There are no comments

Add yours