Kiev’in kuir buluşma noktası: Sunny Bunny


sunnybunnyElimde İngilizce haritayla, tüm sokak isimlerinin ve tabelaların Kiril alfabesiyle yazılı olduğu, 90’larda takılı kalmış insanların kabartılmış saçları, yüksek belli elbiseleri ve vatkalı deri ceketleriyle dolaştığı alkol esanslı bir şehirde jüri olarak izleyeceğim ilk filmin gösterimine yetişmeye çalışırken bu alacakaranlık paralel evrende kaybolduğum hissi giderek gerçekçi olmaya başlamıştı. Akşamın dokuzunda, bir durakta metrodan atladım, underground bir şehri de atlatarak yeryüzüne çıkmayı başardım. Pek de emin olmadan çıktığım post Sovyet meydanda aniden skinny pantalonlar ve saçlarının yanları kazınmış kadınlar-erkekler bana bir şeyler anlatmak ister gibi 90’ların sisi içinden belirdi. Tabii ki onları takip etmeye başladım. Aynı yöne doğru ilerleyen sanki Brooklynli oğlanlar, çocuklu gey çiftler, görür görmez “Aaa Femen!” dediğim lezbiyenler, hep mesafeli ama bir şeyler paylaştığı kesin bir sürü insan hep birlikte köşeyi döndük ve bugüne kadar hissettiğim en büyük iç ısınmalarından biriyle Cinema Zhovten, nam-ı diğer Sunny Bunny Temple’la yüz yüze geldim.

Sunny Bunny, renklerle anlaşamayan Kiev molodist’inin (gençlik demekmiş) olduğu kadar 43. yaşındaki Molodist Kiev Uluslararası Film Festivali‘nin kuir seçkisi için de bir buluşma noktası. Kocaman bir cemaati Zhovten’in fuayesini ya da başka bir sinema salonunu bir haftalığına işgal edip de verdikleri partilerde görmeniz her an mümkün.

[youtube]http://youtu.be/fKstkz10FAE[/youtube]

Elbette böyle başlamamış bu hikaye, ve bu benim için şaşırtıcı olmuyor elbette! 13 seneki önceki ilk trajikomik gösterimlerini anlatırlarken aklıma!f’in 11 kişilik ilk Gökkuşağı Partisi geliyor çünkü. Bu yaşıtlık, bu ortak anılar, bu gözü kara çıkışlar orada olduğum için kendimi inanılmaz iyi hissettiriyor.

inthenameofFilm izlemek elbette zevkli, çünkü Sunny Bunny bunu daha da eğlenceli hale getirecek kadar iyi bir seçki. Hele ki aksak ritmiyle her şeyin, günlerimin ve tabi ki dinlerin dengesini bozan Berlin’den Teddy’li In The Name Of… ile açılınca… Bugüne kadar bir rahibi bu kadar seveceğimi düşünmezdim; sevgi her şeyin üzerindedir motto’suna bir de buradan bakabileceğimi de… Ben filmin etkisinden kurtulamamışken ardından dalga dalga Bruce LaBruce’tan bir Bruce LaBruce filmi olamayacak kadar tatlı Gerontophilia, Cannes’dan Kuir Palmiyeli, cruising dekorunda thriller Stranger by the Lake, Xavier Dolan’dan (Xavier Dolan her yerde Xavier Dolan) Tom at the Farm, Altın Portakal’da karşılaşıp ana yarışmada yer bulmasına cok sevindiğim Floathing Skyscrapers, Fas’tan taptaze ama o kadar da olgun Salvation Army, bir Filistinli ve bir İsraillinin sizin kurallarınız bize koymaz dedikleri aşk hikayesi Out in the Dark ve bir sürü erkeğin içinde tek başına ama çok güçlü Who Is Afraid of Vagina Wolf?.

Sonrasındaysa işin en zor kısmı geldi tabii ki: En iyi filmi seçmek. Bu inanın hiç kolay olmadı. Gece 11’de başladığımız bol inişli çıkışlı toplantı sabah 9’da bitti ve bu senenin Sunny Bunny Ödülü In The Name Of…’a gitti.  Zeki Peynirci

 


+ There are no comments

Add yours