Kalp kıran şeyler


respect existence or expect resistanceCuma sabahı İstanbul’dan kaçtım, Alakır’a gittim, !f² ortaklığı sonrası, harbiden tanışma vakti.
Birhan ve Tuğba var orada, sekiz yıldır vadinin kenarındaki arazilerinde, doğayla uyumlu dünyalarında yaşayıp gidiyorlar. İlk tanıştığımızda, benim nutkum tutulur gibi oldu, sustum kaldım bir kaç saat. En son 21 yaşında bir editörken Oruç Aruoba ile bir akşam yemeğinde karşı karşıya denk geldiğimde olmuştu bu. O kadar içim gitmişti ki onun o yumuşak Oruç Aruoba olma haline, konuşurken nefes alamayabilirim zannetmiştim.
Ertesi sabah, Birhan ve Tuğba’nın dingin, sade güzelliklerine ve köylülere sora danışa öğrendikleriyle yarattıkları cennete alışır gibi oldum, toprağın nefesini bir nebze hissedebilir hale geldim, hep birlikte yürüyüşe çıktık.
Akşamına konuşmaya başladık. Hatırlarsınız, ‘Alakır Özgür Akıyor!’ dediydik. Enerji şirketlerinin ‘rasyonel’ açıklamalarına karşı ‘doğa yanlıların ‘duygusal’ olduğu söylenen isyanlarının meyva verdiği nadir yerlerden biriydi Alakır.
Alakır’ın akmasını engelleyen santral, ‘telafisi mümkün olmayacak bir şekilde çevreye verdiği zararlardan ötürü’ durdurulmuş ve mühürlenmişti. Alakır, böylece, yeniden özgür akmaya başlamıştı.
22 gün sonra ise, karar duruşmasında ‘usul’ de hata yapıldığı ’60 günlük başvuru süresinin geçildiği’ gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulma kararı kaldırıldı ve santral tekrar Alakır Nehri’nin sularını borulara hapsederek çalışmaya başladı.  Esas’tan değil ama. Usulden.  Yani ‘çevreye telafisi mümkün olmayacak zararı vermeye devam edeceğiz, ama usulden.’ gibi.
Kapaklar kapandıktan sonra sakinleşmeleri bir kaç gün almış. Çok güçsüz hissetmişler,
çok kırık. Şimdi şimdi toparlanıyorlar, harekete devam.
Dün gece İstanbul’a döndüm. Haberler.  Emek kültür mirasıdır, kolektif hafızamızdır, Türk sinemasının anısıdır, sembolüdür diyen bir sürü bir sürü insana rağmen yıkıma başlandı. Duygusal serzenişler bunlar, dendi. Biz size AVM yapacağız, herşey daha doğru olacak. Sinema insanlarının protestosu ise, gaz, tazyikli su, gözaltı ve orantısız şiddetle karşılandı.
kizilgerdanHenüz kimseyle konuşmadım. Ama  biliyorum, herkes kendisini çok güçsüz, kırılgan, çaresiz hissediyor olmalı.
Duymayana anlatmak çok zor, ama hayat bu duygusallıktan besleniyor. Alakır’ın etrafında yaşayan canlılar nasıl hayatın ta kendisiyse, Emek’in ruhu, senelerdir etrafında toplanan binlerce insanın duyguları da İstanbul’un hayatına o kadar çok şey katıyor.
Derya Alabora ne güzel demiş:
“Şehirlerin ruhları, sesleri, duyguları vardır. Bu duygular şairleri, ressamları, müzisyenleri, sinemacıları yaratır. Şehrin ruhunu yok edince sanat, kültür, ruh ölür, alışveriş merkezleri kalır.”
Gücümüz ve güzelliğimiz duygusallığımızda, kırılganlığımızda, ruhumuzda galiba.
Böyle bir yazı nasıl bitirilir bilmiyorum. Sakinleşmek için biraz zaman, sonra devam.

2 Comments

Add yours

+ Leave a Comment