!f blog chats: Shira Geffen

!f blog chats: Shira Geffen


İsrailli yönetmen Shira Geffen, !f 2015 Oyun bölümünde gösterdiğimiz son filmi Boreg / Ben Gibi‘yi sunmak için İstanbul’daydı. First date tadında sohbetlere oturduğumuz !f blog chats‘in Emika‘dan sonra ikinci konuğu oldu. Shira ile Boreg‘i, bir intihar bombacısının annesiyle tanışmak için Ramallah’a gidişini ve çocukken oynadığımız oyunları konuştuk.

1196254_Self-Made-pink-headphones_c

Nadine sınır denetim noktasında, pembe kulaklıklarıyla.

Shira Geffen, eşi Etgar Keret ile birlikte yönettiği ilk filmi Meduzot (Jellyfish) ardından bu sefer tek başına kamera arkasına geçiyor ve arkaplana denetim noktaları, duvarı ve müthiş manzarasıyla Kudüs’ü koyarak kadın kimliğini duvarın her iki tarafından incelediği bir hikaye anlatıyor. Kendi derilerinin dışında yaşayan insanlar vardır ya, sizinle aynı anı yaşayıp yaşamadıklarına hiç emin olamadığınız insanlar… İlk başlarda bu insanlara çocuk, bu anlara ise oyun deriz. Büyümesine rağmen dalgınlıkları devam edenler ise diğerleri için ‘kayıp’ olur. Boreg‘de izlediğimiz Filistinli Nadine ve İsrailli Michal, Kudüs’te yaşayan iki ‘kayıp’ kadın, bir gün kendilerini sınırın ters tarafında birbirlerinin hayatında bulurlar ve oyun onlar için tekrar başlar.

Çok flattering çıkmasak da hatıra fotoğrafı hatıra fotoğrafıdır

Çok flattering çıkmasak da hatıra fotoğrafı hatıra fotoğrafıdır

Shira ile kaldığı otelin lobisinde buluştuğumuzda heyecanlıydım ve ona da bunu söyledim. Boreg‘i izledikten sonra kendimi uzun süre Kudüs’te yaşayan iki kadının akıllarında ve hayatlarında dolaşırken buldum. Bu yüzden bu iki kadına hayat veren kadının kafasından geçenleri çok merak ediyordum. Filmin yapımı 5 yıl almış, tam bir aşk işi… Gelişimini merak ediyorum. Senaryoyu bitirmek mi uzun zaman aldı yoksa fon bulmak mı sorundu?

Film için gerekli sermayeyi toplamamız zaman aldı. Bir yıl gibi kısa bir süre içinde senaryoyu yazdım; fakat gerekli kaynağı toplamak zaman aldı, çünkü senaryoyu okuyan kurumdaki kişiler senaryoyu anlamadılar, senaryonun sembollerini ve hayal gücünü tam olarak idrak edemediler. Basitçe, hayal edemediler diyelim. Tüm bunlar politik durumlarla birleşince ortaya çok daha çetrefilli bir iş çıktı. Bu yüzden birçok küçük ölçekli gruptan azar azar para topladım. Bu süreç tekrardan masa başına oturmama ve senaryomu birkaç kere yeniden yazmama da neden oldu bu 5 yıl içerisinde. Sonuç olarak bu kadar uzun sürmesi senaryonun güçlenmesine de katkı sağlamış oldu.

Film için asıl ilham kaynağı neydi?

Bu hikaye için ilham kaynağı olan tek bir şey yok, birçok şey ilham kaynağım oldu. Ama bunlardan biri nişanlısı Beytüllahim’de İsrailli asker güçleri tarafından öldürülen 30 yaşındaki bir kadınla yapılan bir röportajdı. İntikam almak istemiş ve Filistinli terror güçlerinden birileri kendisine canlı bomba olması yönünde teklifte bulunmuş. Bombayı beline sararak İsrailliler’in bir alışveriş merkezine girmiş ve herkesin o sırada normal bir şekilde alışveriş yaptığını görmüş. O an kendisi de alışveriş yapmak istemiş, kararından vazgeçmiş ve bombayı patlatmamış. Yaşamak istemek ve ölmek arasındaki o çok ince çizgi bana aşırı ilginç geliyor. Araştırma yapmaya bu ince çizgiden başladım; yani kadın intihar bombacılarından. Ramallah’ta bir intihar bombacısına ulaştım ve annesinin evine gittim. Bir İsrailli’nin Ramallah’a girmesi yasaktır ancak ben bir şekilde sınırı aşmayı başardım. Çok yaşlı ve fakir bir kadındı. Evine girdiğimde yaptığı ilk şey beni kucaklamak oldu, sanki -aslında beni öldürmek isteyen- kızıymışım gibi, ve o anda her şey kafamda bulandı. Her şeyin bir olduğunu hissettim. Anneysen, annesindir. İsrailli ya da Filistinli olman hiçbir şeyi değiştirmez, duygular aynıdır. Bu buluşma başta olmak üzere konu ile ilgili okuduğum bütün yazılar bana bu filmi yapmak için ilham verdi diyebilirim.

Siz de aynı bizim gibi oldukça politikleşmiş bir ülkede yaşıyorsunuz. Filmde yarattığınız yeni sinema dilinde kullandığınız mizah ve absürdite ile bu politik çevreye meydan okuduğunuz hissediliyor. Buna katılıyor musunuz? Bu durum daha geleneksel ya da alışılmış politik bir film bekleyen seyircilerin beklentilerini bulandırıyor mu?

Bu film politik bir film değil; kimlik üzerine, kadın üzerine bir film. Hatta benim hakkımda bir film. Politik bir yanı var çünkü ben İsrail’de yaşıyorum ve İsrail politik bir alan, anlaşılması zor bir yer. Bundan kaçmıyorum, tam tersine bunu göstermek istiyorum. Bunu insanlar üzerinden göstermek istiyorum, fikirlerden ya da milliyetçilik üzerinden gitmek yerine küçük detaylardan, insanlardan, tek bir kadından yola çıkıyorum. Bu çok daha güçlü bir motif ve seyirciler de bunu mizah sayesinde çok daha iyi idrak edebiliyorlar. Filmi bu şekilde ortaya koymanın seyirci için çok daha ilham verici olduğunu düşünüyorum.

Filmden de anladığım kadarıyla oyun oynamayı seviyorsunuz. Sizce yetişkinlerin oyun oynaması önemli mi, ve neden?

Sanatta eğlenmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum ve oyun oynarken her zaman eğlenirsiniz. Oyun oynarken bir şeylerin yerini değiştirebilir ve hayatta yapabileceğiniz değişiklikleri düşünebilirsiniz. Oyuncu olarak kariyerime başladım, oynadım ve çok sevdim, hala da seviyorum. Oynamayı seviyorum, bir sanatı icra ederken çocuk gibi olmalısın, köklerine ve kaynağına geri dönmelisin. Oyun oynarken buralara dönmek çok daha kolay.

self-made

Solda Filistinli Nadine ile sağda İsrailli Michal (filmden)

Katılıyorum ve bence bu hissiyat tüm filme yayılmış durumda. Bu film, silahlarla çepeçevre sarılmış olsak bile çocuk ruhumuzu korumanın önemini beyan ediyor adeta. 

Evet, Holokost insanları bile süreçte bir şekilde neşelerini koruyabildiler, çünkü bunu aslında her yerde yapabilirsiniz, kaynağı içinizde. Bunun kaynağı kalbinizde, etrafınızdaki koşullarla doğrudan bağlantılı değil.

Çocukken oynamayı en çok sevdiğiniz bir oyun var mıydı?

Aslında, evet! ‘Korkutma oyunu’nu severdim. Şu anda İsrail’de bir rock yıldızı olan ağabeyim (Aviv Geffen) ile birbirimizi korkutmanın yaratıcı yollarını bulurduk. Evimizi ürkütücü objeler ve renklerle süslerdik, kan yerine ketçap kullanırdık, oyuncakları taşlarla doldururduk… Çok severdim. Korkmayı da onu korkutmayı da çok severdim. Masalları çok sevdiğimden olsa gerek; masallar da korkutucudurlar ve beni korkuturlar. Mesela filmde Nadine -bence en korkunç hikayelerden biri olan- Hansel ve Gretel’in yaptığı gibi yolunu bulmak için (bu sefer) çivileri kullanıyor. Evet, kesinlikle çok seviyorum.

Shira’nın arkadaş canlısı karakteri ile benim merakım birleşince sohbet git gide uzadı. Rehberi gelip uçağa yetişmeleri gerektiğini söylediğinde zamanın nasıl geçtiğine şaşırdık. Vedalaşmak için otel lobisine geçtiğimizde hamamdan dönen Andy Bichlbaum (The Yes Men) ile karşılaştık ve ikisini tanıştırdım. Andy, Shira’yla daha fazla zaman geçiremediğine üzüldüğünü söylediğinde Shira henüz bir hamama gidemeden İstanbul’dan ayrılacağına üzüldüğünü söyleyerek bizi güldürdü.

Boreg, İsrail’de Nisan ayının sonunda vizyona girecek, filmin İsrail’de nasıl bir tepki uyandıracağı şimdiden merak konusu. Shira ise vizyona hazırlığın yanı sıra kocası Etgar Keret ile ARTE France için yeni çekimlerine başlayacakları mini-dizinin hazırlıklarına devam ediyor.

!f blog chats, I am Michael yönetmeni Justin Kelly ile çıktığımız first date ile devam edecek.

(Bu röpörtaj 1 Mart 2015 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nin Pazar ekinde yayınlandı.)

+ There are no comments

Add yours