I See You / Avatar 2


geldiiim yeşim ;)

Doğru valla, senaryosu klişe, diyaloglar dangır dungur,  film zalim kapitalistleri havaya uçurmanın keyfini yaşatırken bunu zalim kapitalistlerin trilyonlarıyla yapıyor… Üstüne Coca Cola (Zero, malum, maviyiz ama yapılıyız) promosyonu James Cameron’dan. 

Ama başka bi durumu da var diyorum, atlamayalım. Ilk etapta  seyircilerin Pandora deneyimi sonrası depresyona varan tepkisi nin boyutu. Elf, yaratık, bilim kurgu denince kafadan uykusu gelen annemin ikinci kere gitmek için sabırsızlanması mesela. Beraber izlediğim salon dolusu sakin Hollandalının sonunda ayağa fırlayıp alkışlaması.  Tanıdığım en serinkanlı kalemlerden biri olan Metin Münir’in çocuklarıni iki kere götürmesi. Belki NY Times eleştirmeni Manohla ablanın dediği gibi çok az sayıda filmin artık ilk kez sinemaya gitmenin çocuksu “A aaaa!” hissini uyandırabiliyor olmasıyla alakalıdır.  Ama “I See You” nun en derinimizde yatan, dile kolay kolay gelmeyen bir bilgiye dokunduğunu düşünüyorum.

Insanların Elf vakti neden gelir? (Unutmayalım, Tolkien de bir Hristiyan mistiği idi) Mitlerin de kurgusu sofisitike değildir, hatta olup bitecekler oyun başlamadan veya hikaye okunmadan çat çat özet geçilirmiş, o kısmına takılmayın der gibi. (Avatar’da Yunan mitolojisi 101 bol miktarda bu arada; gezegenin ismi Pandora’dan başlayarak.) Zihinsel değil duygusal bir yolculuk bu, ve topluca çıkılıyor. Ağaçların nefes alıp verdiği, insanların hayvanlarla bir olduğu, iletişimin konuşmak dışında bin türlü sihirli yolla gerçekleştiği, insan sustuğunda görebileceklerimizle alakalalı bilgiler bunlar. (Jake’in avatarına girebilmesinin önkoşulu bilinçaltı moduna girmesi. Rüya gördüğümüzde nereye gidiyoruz sorusu…) 

O yüzden (bi arkadasım dedi, apartıyorum) Matrix 99’da ne idiyse, Avatar da 2009’da o. Açalım gözleri filmi!

matrix-avatar 

Siz ne diyosunuz?


2 Comments

Add yours
  1. Zeynep Erdim

    ”Beraber izlediğim salon dolusu sakin Hollandalının sonunda ayağa fırlayıp alkışlaması.” ??? kuzeye gittikçe ‘naiflik’ katsayısının arttığını düşünürdüm, bu cümleyle bu düşüncem artık ‘fact’ olmuştur.

    avatar’ı izlediğimde ben de matrix’i düşünmdüştüm ama benim vardığım sonuç farklı. matrix sinemada bir kırılma noktası yarattı, avatar bu kırılmayı daha da geliştirdi. yani mesela matrix ilk cep telefonuysa avatar iphone’dur. bugün ele kocaman dangıl dungul gelse de ‘ilk’ olan matrix gibi geliyo bana.

  2. Uluç Keçik

    trailerini seyrettigimde gidip gorecegime hic ihtimal vermemistim, zira ne 3d meraklisiyim, ne de titanic. ama sonra oyle mutlu insanlar gordum ki bu filmden cikan, hadi gideyim demek hic zor olmadi. yabanci bir filme yer bulamama hadisesi de cok olan birsey degil, meraki arttirdi.
    ve evet gittik filme, tikis tepis, ah o gozlukler – var olanin da uzerine…
    hersey ne kadar surreel ama gercekci – gozlukten degil – 3d’nin animasyondan tutun, amerikan bullshit’in filmde amerikan bullshit rolunde olmasina kadar. ve dedigin gibi canli agaclar, ruya modlari, hayvanlarla kuyruk baglantilari, ve bircok baska detay heycan vericiydi.
    3d sevmemek bir sekilde 2 boyutun daha gercekci gelmesinden aslinda. 3D’yi gercek olarak algilama jenerasyondan jenerasyona fark gosterse gerek. annem hala gitmek istemez, ben kisa da olsa bir direndim, kucuk kardeslerim de 2D’nin yuzune bakmazdi eger olsalardi.
    bir de making of seyretmek lazim. neden tek atista bu kadar genis bir jenerasyon spectrumunu yakalayabildiler – sanirim senaryodan fazlasi, biraz teknik.
    http://video.ntvmsnbc.com/#v029145245099034226020134016065028091237159227152

+ Leave a Comment