Hey !f Duy Sesimi: Seneye Ne İstiyorum?


Bugün bir konuk yazarımız var. Sevgili dostum Sek-Siest festivalden bir hafta kadar önce hava değişimi için Kore’den İstanbul’a gelmişti. Ricamı kırmadı fırsat buldukça festival mekanlarını gezdi, sessizce notlar aldı, festivalin rizomik katsayısını ölçtü, fenşuisini biçti.

Dün gece telefonum çaldı, arayan Sek-Siest idi. “Hadi atla gel, Harem’deyim. Hava çok güzel, goralı sandviç yiyip çay içelim” diyordu. Uzun uzun hoşbeşledik. Bir kuru yük şilebine lostromo yazılmıştı ve gemisi geceyarısı limandan ayrılıyordu. Vedalaşırken, aceleyle elime bir kağıt tutuşturdu güzel insan, yaşam gurusu Sek-Siest. Meğerse bizlere bir anket hazırlamıştı.

Arada birkaç gün fırsat yaratmış, İzmir’e kaçmıştı. Methini çok duyduyuğu bu şehri de görmüştü. “!f güzel, İzmir güzel, İzmirli kızlar en güzeli, neden İzmir’e de gitmiyor bu festival güzel güzel?” diye de sordu çoğumuzu kıskandıracak kıvraklıkla kullandığı Türkçesine mütecessis tebessümünü ekleyerek. “Hey gidi koca Sek-Siest, geldin, gördün, gidiyorsun yine. Tabi ya, bunu niye hiç düşünemedik ki?” dedim içimden.

Sek-Siest’in anketine 31 Aralık 2010, 23:59 tarihine kadar giriş yapabiliyor ve seçenekler içinden dördünü seçebiliyoruz. ANKET ICIN TIKLAYIN

2 Comments

Add yours
  1. cagri

    Epey gecikmeli olsa da !f’ten istekler, bir de ışıkları kapatıp gitme olayı beni gerçekten üzdü. Hele hele ek seanslarda boş salonlarda film izlemenin burukluğu damağımdayken…

    Bu seneki !f tek kelimeyle harikaydı. Son 3 senelik program içerisinde en iyilerinden biriydi diyebilirim hatta. Umarım gelecek senelerde de bu tutarlılığı devam ettirirsiniz. Gelecek seneler içinse tabii istediklerim var- sanırım biraz fazla :)

    1. !fizmir gibi birşey harika olurdu. Hele hele İzmir’de kısa film fest. dışında bir festivalin olmadığını ve kentte 3’ten fazla üniversitenin olduğunu hesaba katarsak…

    2. Artık programda bir yönetmen retrospektif’i yapmanın vakti geldi de geçiyor bile. Tam da isme yakışır şekilde, Türkiye’de adı sanı bilinmeyen, ama uluslararası camiada yaptığı her işi takip edilen bağımsız yönetmenler: Stan Brakhage, Micheal Snow, Ken Jacobs ve hatta Tracey Emin…

    3. Bağımsız-indie algısı çok muğlak bir kavram. Bir Türk sinemaseverin aklında herhalde çağrıştırdığı ilk sözcük Sundance. Ama işin aslı öyle değil işte. !f’te de Keş!f bölümü, “bağımsız” kavramını zihinlerde başarılı şekilde yeniden üretiyor. Ülke sinemaları bu tanımlamanın fazlasıyla içini dolduruyor. Bu açıdan keş!f bölümünü yarışma dışı filmlerle genişletmek harika olurdu.

    Sonuçta kentimizin “köklü” festivalinin kırmızı halı töreni haline dönmesi ve yaş ortalaması yüksek izleyicinin beklentilerine göre kendini ayarlaması nedeniyle gösterilmesi gereken pek çok filmi göstermiyor. Tutarsız ne olduğunu anlamadığım bir program çıkarıyor ortaya. !f’in işlevi tamamıyle farklı ama hareket alanını geliştirerek eksik kalan kısımlar da böylece doldurulabilir.

    Bu açıdan !f bence yapacağı retrospektiflerle beraber BAFICI (kardeş festival belki) Rotterdam ve hatta !f ile yaşıt wroclaw new horizons gibi festivallerin işlevini görebilir ve programlarına yaklaşabilir. Hatta yaklaşıyor da…

    Sinematekin olmadığı, sinemalar birer birer kapandığı bir dönemde yaratı süreçlerinde Türk sineması yine iyi direniyor.

    4. Gökkuşağına daha çok ağırlık ve hatta… Çok zor biliyorum ama İstanbul’da niye bir lgbtt film festivali yok? Sonuçta Londra, Paris, Barcelona, Lizbon… pek çok büyük kentte varken maalesef İstanbul bu konuda eksik. Belki if’in içinden çıkacak ayrı bir festival? Diyeceksiniz ki kolaysa gel kendin yap, benimkisi naçizane bir öneri, hüsn-i hayal…

    5. En zor ve ütopik istek:) İstanbul izleyicisini fazla dikkate almayın :) (Bu nasıl olacaksa artık) Zaten if^2 ile bunu da ispatladınız. ( o da ayrı bir başarıydı, tebrikler) Ne zaman izleyici merkezli birşeyler yapılsa çıta hep indirilmek zorunda kalıyor. Zamanla kendi seyirciniz oluşacak, (hatta oluştu bile-9 senedir takip ediyorum.) Ama film seçiminde de cesur davranmak gerek.

  2. cagri

    O kadar çok şey istemişim ki bunu unutmuşum, aslında en acili. Listenin en üst sırasına ekliyorum:

    Yurtdışı festivallerin hemen hemen yüzde 90’ında pass card uygulaması var. Çok sınırlı sayıda satışa çıkarılacak bir pass card bence elzem. Zira 25 film izleyen ben bunun için ufak bir servet döktüm. Bu bilet fiyatları makul olsa da çok film izleyen kişi için biraz yıldırıcı ve az film izleyenin yanında adaletsizce oluyor. Oysa pass uygulaması ile zaten boş kalan davetiye sırasından ayrılacak 15-20 koltuk duruma çözüm olabilir.

+ Leave a Comment