Harry Potter fanı film eleştirisi yapabilir mi?


harry2Göreceğiz. Şimdiye kadar izlediğim sinematogrofik olarak en etkileyici Harry Potter filmiydi. Etkileyici derken hikayeyi resmetmesindeki ustalığı kastediyorum, büyüleri görünür kılmasını değil. Bir kere, bu kez (ilk kez) film Hogwarts’da geçmediğinden o tanıdık masal alemi büyüleri — hareket eden taş merdivenler, duvardan geçen hayaletler, rutin patlamaların yaşandığı dersler, quidditch görkemi vs.. — yok. Bir hayran olarak, Hogwarts Express’e binip, o nefis okula gitmeyecek olmaları kitapta nasıl hüzünlü geldiyse, filmin bir ‘Hogwarts büyü dünyası’ daha sunmaması o kadar iyi geldi. Harry, Hermione ve Ron’un artık başlarında onları kollayan kocaman büyücü adamlar olmadan gerçek dünyada varolmaya çalışmaları sinema dilinde çok çarpıcı olmuş. Üç ergen, Voldemort’un parçalara ayırıp gizlediği ruh parçalarını bulup yoketmek, bunu yaparken bakanlığın adamları ve ölü yiyiciler tarafından yakalanmamak için İngiltere’nin en kuş uçmaz kervan geçmez yerlerinde kamp kurarken, çok yalnız ve çok küçükler. Film, ilk sahneden itibaren daha öncekilerde olmayan bir trajedi ve şefkat duygusu yüklüyor seyirciye.

Hermione, muggle ailesinin hafızasını silip tehlikeli macerasına göz yaşlarıyla çıkarken, garson boy bedeni ve içine dünyaları sığdırdığı minik çantasıyla sokakta yalnız yürüyor. Harry, nefret ettiği Dursley’lere veda ederken evinin kapısı önünde şimdiden yenik. Weasley’lerin o neşeli saçma evi, kuzey rüzgarları altında derme çatma bir kulübe gibi görünüyor bu kez. Bereket tanrıçası kadar anaç, hükümet kadar sağlam Mrs. Weasley (Julie Walters) hükümet gibi düşmüş, yüzünde artık sadece endişe var. Büyü Bakanı Rufus Scrimgeour, (Bill Nighy!) açılışta tüm büyücülere karanlık bir evreye girdiklerini anlatırken umut ve cesaret aşılamaktan çok uzak.

Harry Potter serisinin en kalıcı yönetmenlerinden olan David Yates bu yalnızlık ve hüzne bir Sigur Ros şarkısı gibi yaklaşırken,harry3 kalabalık sahnelerde büyünün biz mugglelar için önemini es geçmemiş. Eninde sonunda bu bir Harry Potter filmi, Charles Dickens uyarlaması değil. Kalabalık sahneler bir Harry Potter filminden beklenen tüm eğlenceli sihir beklentisini karşılıyor. Harry’nin Dursley’lerin evinden Weasley’lere geçeceği gece, onu götürecek ankakuşu ekibinin polyjuice iksiriyle Harry’e dönüşmesi, hem Daniel Radcliffe’in oyunculuğu hem de o karanlık tansiyonu kırması açısından nefis bir sahne. Düğün kutlaması da ona keza… Sürekli kılpayı ölümün eşiğinden döndükleri aksiyon sahneleri, tüm büyük prodüksiyonlardan beklenen yetkinlikle kotarılmış. Yüreğimizin ağzımıza geldiği, yok bu kesinlikle çocuk filmi değil dediğimiz ürkünç sahneler de dozunda. Ama benim bu filmde en çok ilgimi çeken, kitabın ruhunu yakaladığını ve hatta kimi yerde yorum katıp zenginleştirdiğini, çok iyi bir uyarlama olduğunu düşündüren sahneler aradakiler, detaylar.

Üçlünün boyunlarında nasıl yokedeceklerini bilemedikleri bir Horcruxla, sağ kalmaya çalışmak dışında ne yapacaklarını bilmeden sürekli yer değiştirerek kamp kurdukları kısım, kitapta sıkıcıydı diye hatırlıyorum.  J.K Rowling’in dördüncüden itibaren müzdarip olduğu sadede gelememe, detayda ve tekrarda boğma olayı, karakterlerle birlikte okuyucuya da afakan bastrmıştı. Fimde bu bölüm çok temiz ve öz anlatılmış. Kasvetli ingiltere doğasında, basık gözkyüzünün altında, bir çadırın içinde giderek paranoyaklaşan Ron, depresifleşen Harry ve çaresizleşen Hermione, arada geçen tek tük konuşmalar, fonda sürekli bir radyo cızırtısı… Sayfaları alan bu atmosferin anlatılmasına 10 dakika yetmiş. Uzun bir müzik klibi gibi. Ölüm yadigarları masalının ilüstrasyonla anlatılması da öyle. İyi bir uyarlama sinemanın gücünü böyle ortaya koyuyor diye sevindim. Radyodan gelen Nick Cave’in O Children şarkısıyla Harry ve Hermione’nin çadırda dansetmesi kitapta yok. Filmin ise en iyi sahnelerinden biri. Ergenliklerine, yakınlıklarına, ilişkilerine dair o kadar çok şey anlatıyor ki… Ana karakterler ilk kez iki boyutlu olmaktan çıkmış, ete kemiğe bürünmüş.

Daha çok şey anlatasım var ama son olarak oyunculuktan bahsedip kapatayım, detayda boğulmadan ve boğmadan. Harry Potter filmlerini, görsel şölene rağmen romanlardan daha donuk ve suni yapan şey biraz da oyunculukmuş. Çocukları oynatmak zor iş. Bunu yapabilen az yönetmen gördüm. Daniel Radcliffe, Harry’i hep fazla heyecansız, Emma Watson Hermione’yi hep sterotipik bir bilmiş olarak oynadı. Ron ise, komik olması için hep dumur bir surat ifadesiyle dolaşmaya zorlanıyor gibiydi. Büyümüşler ve bu işi öğrenmişler. Özellikle Rubert Grint, ikinci adam rolünü benimsemiş ama sindirememiş, kıskanç ve aşık Ron olarak çok başarılı. Masal kahramanları nihayet gerçek film karakerlerine dönüşmüş. Olmuş yani. Sırf bir tane de bence olmamış birşey söylemek adına — o da hafif zorlayarak — Ralph Fiennes’in Voldemort olarak beni hiç hakkıyla korkutamadığına değineyim. O deforme olmuş görüntüsü, dünyanın gelmiş geçmiş en korkunç büyücüsünden çok English Patient’ı hatırlatıyor bana. Engel olamıyorum. Bellatrix Lestrange rolündeki Helena Bonham Carter ise sadistik/manyak cadı olarak o kadar inandırıcı ki, başka bir rolde izlediğimde bu imajı silebilecekmiyim bilemiyorum. Ama Harry Potter ve oyunculuk denince Alan Rickman ve Severus Snape’in ötesi olamaz.

Evet, Harry potter fanı film eleştirisi yapamıyormuş! Romanların sadece realize edilmesi olarak gördüklerimi de beğendim zaten hep. Bunda fazlasını gördüm, daha bir beğendim. Temmuzdaki son film için şimdiden çentik atmaya başladım.

5 Comments

Add yours
  1. aybegüm kara

    gerçekten haklısınız.bir harry potter fanı filmin eleştirisini pek yapamıyor:) bu konu hakkında bir post da ben yazmıştım (http://thebeehivee.blogspot.com),benimle aynı fikirde olan birilerinin olduğunu bilmek güzel.ayrıca ben,harry potter fan’ı olmasa da bu filmin diğer filmlere kıyasla eleştirilecek çok büyük pürüzleri olduğunu düşünmüyorum.her bakımdan muhteşem bir seyirlikti.

  2. Burak

    Yapar, hem de güzel yapar, ya da keskin yapar.

    İkinci filmden beri izlemiyorum, “güdümlü bludger ve saha altı takibi” sahnesinden beri.

  3. Raven

    eleştrinizi geçten çok yerinde buldum… hatta affınıza sığınarak bir ödevimde sizden küçük alıntılar yaptım… tekrar bu kadar güzel bir yazı için teşekkür ediyorum

  4. Film Lobisi

    gayet de güzel yapabiliyormuş. voldemort konusunda size tamamen katılıyorum, seri filmleri oldukça güzeldi ancak kitap okuyucularını şaşırtmayı başardığını söyleyemem o yüzden nedense film serisi biraz silik kalmış gibi.

+ Leave a Comment