Geekleri seviyorum ya da ‘Social Network’


facebookInternet iyi ki icat edildi ve alemin en eğlenceli insan gruplarından nerdlerle ve geeklerle tanışabildik. Zamanları gelene kadar az otistik muamelesi görüp toplumun dışında marjinal alanlarda oyalandılar, sonra Bam! Bizi tamemen ele geçirmekle kalmayıp kıskanılası dünyalarıyla kendilerine hayran bıraktıklar. Bunun için absurd bir gurur bile duyuyorum onlar adına. Sanki ben de o dünyaya ait olmayan normal iq’lu bir coğunluk değilmişim gibi. Luc Besson filmindeki beşinci türler onlar. Dünyayı değiştirmesi beklenen indigo çocuklar yetişedursun, bilgisayar ekranlarının başında devrim yaptılar.

Social Network bu hayranlık hissini katlayan cinsten bir film. Bizim asla anlayamayacağımız bir dolu muhabbet dönüyor etrafta ama hiç önemli değil. Neler olduğunu anlıyoruz, soluksuz izliyoruz. Yönetmen David Fincher’ın deyimiyle ‘sorkinese’ diyologların sahibi, senarist Aaron Sorkin’in bunda büyük payı var elbet. The West Wing izleyenler bilir ‘sorkinese’ diyoluğun nasıl olduğunu…Oyuncular her an konuşur, çok hızlı konuşur, hepsi hazır cevaptır, zekidir, espirilidir, lep demeden leplebiyi anlayan cinstendir, kelime seçimleri sofistikedir. Ortada dönen sohbet –west wing için – amerikanın iç/dış politikasıdır. Bölümün üçte birini anlarsan şanslısındır ama o dilin büyüsüne kapılmak için daha fazlasına da ihtiyacın yoktur. Diziyi anlamak için de yoktur. Zira onca politik konuşmaya rağmen, dizi politik değildir. Derdi Beyaz Saray’da kotarılan Amerikan meselelerini gerçekçi bir gözle masaya yatırmak değildir. O dünyayı ağzınız açık izletmektir… Parodidir aslında…Normalde insanların konuşmadığı ama ekrana çok yakışan o dil de parodidir.

Konu facebook’un Harvard’lı bir grup zihni sinir tarafından nasıl tasarlanıp kurgulandığını izlemek olunca, bu sorkinese dilin nasıl cazip ve işe yarar olduğunu tahmin edersiniz. Fight Club ve Seven’ın yönetmeni David Fincher, bu kalabalık senaryoyu, bir dolu flashback’e rağmen kayar gibi işlemiş. Kamera, senaryo, oyunculuk… herşey akıyor filmde.

Onca geek muhabbete rağmen film aslında herkesin en kolay anlayabileceği bir olguyla ilgili: İlişkiler… aşk, arkadaşlık, iş ilişkileri…Daha açılıştan kendini hissettiriyor bu durum. Dijital bir giriş beklemişim sanırım bilmeden, çünkü film eski moda bir üniversite barında, bir çiftin sohbetlerinin ortasından başlayınca şaşırdım. Son yıllarda izlediğim en sıkı giriş. O kadar naif, basit ve düz ama önemini de sanki bundan alıyor…Film ilerleyip giderek daha flashy ve fancy bir hal aldıkça, o girişin ağırlığı artıyor. Sonu da, facebook üzerinden olmak kaydıyla aynı naiflikle bitiyor.

Facebook’un yaratıcısı Mark Zuckerberg (Jesse Eisenberg) film piyasaya çıkmadan önce imajının zedelenmesini engellemek için yaptığı bağışları artırmış diye duydum. Hiç gerek yokmuş aslında. Kız arkadaşına eşeklik ediyor, en yakın arkadaşını arkadan vuruyor, ve evet sanırım fikrin özünü Harvard’lı o korkunç ikizlerden çalıyor ama son derece sempatik (alıştığımız anlamda değil) ve çekici (alıştığımız anlamda) bir karakter olmaya da devam ediyor. Zira filmin asıl amacı hayranlık uyandırmak; yargılamak, eleştirmek, ahlaki bir argüman ortaya atmak değil.

Facebook’un bugün 500 milyonun üzerinde üyesi var. Mark Zuckerberg 6.9 milyar dolarlık kişisel servetiyle Forbes’ın en zenginler listesinde 35’inci sırada. Ve henüz 26 yaşında. Bu rakamlar bir yana, daha altı yıl önce ortaya çıkan bir şey (ney hakikaten?), bugün geri dönüşü olmayacak bir biçimde hayatımıza girdi. Zuckerberg’ın taa başından öngördüğü gibi bu Moda. Ama sezon olarak değil olgu olarak, geçmeyecek. Öyle yol katetmiş ki, altı yıl öncesi tarih kadar eski geliyor izlerken…Aynı duyguyu geçen yıl !f’te gösterilen Ondi Timoner’in Sundance ödüllü We live in Public’ini izlerken de hissetmiştim. Hele o, kalantor bilgisayarlar, dial up bağlantılar ve shetland kazaklarla 90’ların sonlarını değil de 50’leri anlatıyor kadar antik görünmüştü gözüme…

Timoner’in belgeselindeki Pseudo.com’un bugün unutulan yaratıcısı, big brother olayının ilham kaynağı Josh Harris acıklı bir karakter, film ahlaki bir dilemma ortaya koyan eğitici bir öyküydü. Çok etkilenmiştim. Social network ise büyüleyici bir öykü. Şimdi bundan daha çok etkileniyorum. Sosyal ağ olayının toplumsal handikaplarına kulaklarımı tıkadım birden. Bir devrimin içinde olduğumuzu düşünüyor, heyecan duyuyorum. Geek dünyasını merak ediyor, içine girmek istiyorum. Dedim ya film hayranlık uyandırmak için yapılmış ve belli ki bende işe yaramış.

3 Comments

Add yours
  1. pelin

    cok merak ettim. fincher’in en buyuk derdi aynı dedigin gibi baska bir evreye gecisimizi anlatmakmıs.

  2. Emrah

    Bu devrimi sonuna kadar destekliyorum. Hatta ‘Revenge of the Nerds’ filminin vizyona girdiği tarih, 20 Temmuz Geek Bayramı olsun, teknokentleri ziyarete gidelim..

  3. pelin

    zuckerberg filmle ilgili gorusu soruldugunda ‘500 milyon insanın kullandığı bir ürünümüz var; 5 milyon kişinin bir filmi izlemesi çok da önemli değil’ demis :)
    dun seyrettim ve bu yazıyı daha da cok sevdim. filmde resmen ahlakçılığa yer yok!

+ Leave a Comment