!f Gaste yazdı: Peygamber/Prophet


# Gaste 11
Fitaş IV / 11.oo
peygambersPeygamber, izleyiciyi sinema yapmanın büyük iş, sinema izlemenin de şölen olduğu zamanlara götürüyor.’

Peygamber gibi film

Bu film, geçen yıl bütün büyük festivallerin bütün büyük ödüllerini sildi süpürdü. Cannes büyük ödülü dahil. Yabancı film dalındaki Oscar’ların da en güçlü adayı. Düzinelerce yazı, filme methiyeler düzdü. O anlamda ekleyecek pek fazla bir şey yok. Bulundukları ortamda nevi şahsına münasır, doğal bir ağırlık yaratan insanlar için peygamber gibi adam deriz. İşte bu da peygamber gibi film. Sert hapishane koşullarında peygambere dönüşen bir adamın yolculuğunu anlatıyor.

Malik, cahil zavallı bir Arap olarak altı yıllığına hapise giriyor. Hapishanede hüküm süren Korsika mafyasının bir düşmanı öldürmesi için Malik’e göz koymasıyla birlikte, hapishane rehabilitasyon sisteminin içine düşüyor. Malik boş bir sayfa gibi. Gücünü esneyebilmesinden, etrafındaki ortamlara ait olmadan uyum sağlayabilmesinden alıyor. Domuz eti yiyen bir Arap, Korsika klanının uşağı. Ne biri, ne öteki olamadığı için her iki kesim tarafından da aşağılanıyor. Ama Malik akıllı. İnanılmaz bir yaşama içgüdüsü ve içine düştüğü durumdan maksimum fayda sağlayabilme yeteneği var. Hapishanede okuma yazma öğrenmekle kalmayıp, Korsikalıların ayak işlerine koştururuken onların dilini de kapıyor.

Hapishane yaşamı, aslında dışarıdaki hayatın güç ilişkilerini yansıtıyor, sadece buradaki aktörler daha az beyaz. Hatta Fransız kabusunu bile yansıtması mümkün: bir Arap, bebek kadar saf ve kırılgan bir şekilde hapishaneye girer – hapishane burada ırkçı Fransız toplumunu sembolize ediyor — ve ezilmiş, sertleşmiş, görmüş geçirmiş, rehabilite olmuş vaziyette dünyayı yönetmek üzere çıkar. Korsika mafyası, Fransızların eski naif korkularının ne olduğunu gösteriyor belki de. Şimdiki çok daha büyük, çok daha yabancı. Ama o da, Fransız topraklarında Fransızlarca yeşertildi.

‘Film yapmak beni aşırı yoruyor’

Filmin ünlü yönetmeni Jacqus Audiard şimdiye kadar beş film çekti. ‘Film yapmak beni aşırı yoruyor,’ diyor. Her karesi, hem görsel hem kavramsal olarak bu kadar titiz yapıldığında, nasıl yorucu olabileceğini anlamak zor değil. Peygamber’in Baba’ya benzetildiğini duydum. (Malik’in bir çocuğun vaftiz babası olması espirili bir gönderme olabilir mi?) Peygamber sizi sinema yapmanın büyük iş, sinema izlemenin de şölen olduğu zamanlara götürüyor. Bu anlamda Baba anolijisi oturuyor. Ama sinematografisi çok daha az sitilize. Mafya dünyası özenilesi bir romantizimle değil, çok daha çiğ bir gerçeklikle sunuluyor. Bu anlamda bana, muhteşem TV dizisi The Wire’ı hatırlattı.

gaste tam sayfa; read in english

+ There are no comments

Add yours