!f gaste yazdı: O bir Çinli, milyonlarcasından biri…


!f Gaste #7
17 Şubat/ 15.00/Fitaş IV

she-a-chineseA journey through “an unexpected present and an enigmatic future”

Bu Çinli dünyadan gerçekten bihaber. Köyünden hiç çıkmamış bir genç kız. Hayatı ağıla benzeyen evi ve hiçbir yerin ortasına kurulmuş köy kahvesi arasındaki çamurlu yolda geçiyor. Yine de ilk saniyeden itibaren istisnai bir yaşam izlemediğimizi biliyoruz. O, bir Çinli. İsmi Mei. Milyonlarcasından biri.

O köyde olabilecek tek felaket başına gelince sınırlarını aşıyor ve kendini büyük şehire atıyor. Bir başka felaketin ardından sınır ötesine taşıyor ve kendini Londra’da buluyor. Batıda felaketin formu biraz değişiyor. Tokat gibi çıplak ve çiğ olmaktan çıkıp, içeriden kanatıyor. Sağ kalma savaşı, varolma savaşına dönüşüyor. Ama bu savaş kelimesi sizi yanıltmasın. Ortada can hıraş bir mücadele, acıklı bir drama yok. İzlerken kızın çok ciddi travmalardan geçtiğini kendime hatırlatmam gerekti. Çinli sakinliği midir, doğu kaderciliği mi yoksa iptidai koşullarda felaketin beklenmedik olmaması mı, bilmiyorum ama filmi öyle hayattan bir kesit gibi izliyoruz.

Tanışın. Bu Mei, bu da dünya.

Yönetmen Xiaolu Guo, yaşananların duygusal tezahüründen çok, Mei’nin dünyayla tanışmasıyla ilgilenmiş. Fiziksel sınırları ortadan kaldırdıkça, daha derin sınırlarla tanışmasıyla. ‘!f²: İstanbul’dan Canlı’ filmlerinden olması da bundan. Özünde kimlik meselesini masaya yatırarak, değişen coğrafyalarda bu kimliklere ne olduğuna bakıyor. Mei şehir insanıyla, İngiliziyle, müslümanıyla tanışıyor, önyargılarını, aşamadıkları sınırlarını öğreniyor. Themes nehri kıyısında saatlerce gazetesini okuyan İngilizle, camiden çıkarken arkasından yürüsün isterken, evde uzak doğu pornolarında gördüklerine benzesin isteyen müslüman sevgilisiyle olabilecek mi Mei? Guo, kültürlerin sterotipik davranış biçimlerini, can alıcı bir soruyu sordurmak için kullanıyor. Birlikte olmak mümkün mü? Aslında cevabını da derinden veriyor…

Filmin yönetmeni de Mei’ninki gibi bir yolculuk yapıp, geçen sene Altın Leopar aldı. ‘Beklenmedik bir şimdi ve gizemli bir gelecek,’ olarak tanımladığı bu yolculuklar, hikaye anlatımının da en çarpıcı noktasına işaret ediyor. Mei ile birlikte kendimizi beklenmedik ortamlarda bulup, alışmaya çalışırken geleceğin belirsizliğini her an ensemizde hissediyoruz. Ama Mei, ipodundan gelen müzikler eşliğinde, ‘esas yolculuğunu zihninde’ yaşıyor.

gaste tam sayfa; read in english

2 Comments

Add yours
  1. mustafa uzuner

    TIFF’de izledigim ilk filmdi. Xiaolu Guo’yu sanki tuhaf filmlerin gosterildigi Montreal Film Festivali’nden hatirliyordum. TIFF gosterimi bitti ve Xiaolu sorulari yanitlamaya basladi. Godard’in ‘Cinli Kiz’i uzerine dusunurken sekillenmeye basladigindan bahsetti hikayenin. O hikayenin bugundeki izdusumunu nasil bulabiliriz sorusundan bilhassa.. Seyirciden gelen kimlik kavramiyla ilgili cetrefilli sorulara, Heidegger’den baslayip ontoloji/fenomenoloji hatti felsefecilerinden falan alintilar yaparak cevap veriyordu. Ozellikle dunya’da olmak kavrami falan. Amanin dedik, ne akilli bir abla. Yesim’in yazisinin “Tanışın. Bu Mei, bu da dünya.” kismini okurken aklima geliverdi, paylasayim dedim. Filmin muziklerini de John Parish’in yaptigini, hani PJ Harvey’le, Goldfrapp’le, 16 Horsepower’la falan calismis John Parish’in yaptigini hatirlatmayi borc biliriz.

+ Leave a Comment