!f gaste yazdı: Günün Filmi-Red Riding Üçlemesi


GÜNÜN FİLMİ: RED RIDING ÜÇLEMESİ

11/12/13 Şubat 12.30 Fitaş IV

red-riding-2“Buraya giren sizleri umut terkeder”

Kan, işkence, ölüm, tecavüz, sarışın güzel kız çocukları, zengin kötü adamlar, kokuşmuş polis teşkilatı… Polisiye bir seride olabilecek her drama var. Hatta normalde pek olmayan ensest, medyum seansları, akıl hastahaneleri gibi ortamlar da var. Ama buna rağmen Red Ridings Üçlemesi dramasından çok, atmosferiyle dikkat çekiyor. Gözler kapatılmıyor, çığlık atılmıyor, tüyler diken diken olmuyor, kalp atışı hızlanmıyor ama 305 dakika boyunca, Yorkshire’ın o bol sigara dumanlı, yağmurlu, karanlık, hüzünlü dünyasında, melankolik bir keyifle yaşanıyor.

Tony Grisoni, İngiliz yazar David Peace’in dörtlemesini, 1974, 1980 ve 1983 başlığıyla üçleme olarak sinemaya uyarmış. (Roman serisinde ek olarak bir de 1977 var.) Her birini farklı bir yönetmen çekmiş. Kamera da, bu tarih yolculuğuna uyumlu bir şekilde 16 milimetreden, 35 milimetreye, ve son olarak dijitale geçiyor. Özellikle ilk ikisinde, Dashiel Hammet veya Raymond Chandler uyarlamalarını hatırlatan atmosferini büyük oranda kamerasına borçlu. Ama İngilizlik de her karesine bir şekilde nüfuz etmiş. Kimse merkezde değil. Merkez çok kalabalık ya da çok dağınık. O kalabalıkta bir fimde gözden kaçan ya da kıyıda köşede kalan bir karater, bir diğerinde ön plana çıkıyor, ön planda olan davulsuz zurnasız yokolup gidiyor. Esrarengiz çocuk ölümleri araştırılıyor ama birşey çıkacağından polisin ve kurban ailelerin bile pek umudu yok. Ortama acıklı bir inançsızlık, pis bir sırıtış hakim. Charles Dickens romanlarındaki o kasvetli ve stilize edilmis gerçeklik, trajedinin İngiliz halini hatırlatır gibi burada tekrar karşımıza çıkıyor. Otorite sıradan insanlara çile çektirmek ve güçlük çıkarmak için var. ‘Buraya giren sizleri, umut terkeder,’ der Dickens Bleak House’da Londra mahkemeleri için. Red Ridings’in polis karakolları da pek farklı sayılmaz. Her filmde bir veya iki kişi konuyu deşmeye soyunuyor. Ve her defasında avcı av oluyor. Kahraman da yok kazanan da. Çocuk cinayetlerinin ardındaki katili araştırmak, aslında polis teşkilatının battığı yolsuzluğu araştırmak anlamına geliyor. Bu noktada işler iyice pisleşiyor.

Polisiye severler, sırasıyla Jullian Jarrold, James Marsh ve Anand Tucker’ın yönettiği üçlemede janrın o eski, daha yavaş ve biraz kopuk ama hipnotize eden atmosferini bulacak.

Gastesini tam sayfa sevenlere;  to read in english

+ There are no comments

Add yours