!f gaste yazdı: Ben Küba/Soy Cuba


!f Gaste #9
Ben Küba: 13.00/Fitaş

* Altyazı yazarı Enis Köstepen !f Gaste okurları için Ben Küba’yı yazdı. Altyazı Ekibi, !f için seçtikleri bu kült filmin bugün düşündürdüklerini konuşmak üzere sizleri 17:00’de The Hall’a bekliyor

cubaDevrime Giden Yola Döşenmiş Kamera

Ben Küba, Küba devrimine giden yolu, akacağı yolu arayan su gibi zarif ve kıvrakça kat eden bir kameranın filmi. Bir an bile kontrolden çıkmayan omuz kamerasıyla çekilmiş uzun tek planlar, yüksek kontrastlı siyah-beyaz kadrajlar ve geniş açı lenslerin mümkün kıldığı derin odaklı çekimler. Sergei Urusevsky’nin görüntü yönetmenliğini, Mikhail Kalatozov’un yönetmenliğini üstlendiği bu Sovyet-Küba ortak yapımını, hikayeyi unutup sadece kameranın koreografisine odaklanarak izlemek mümkün.

Ben Küba devrimin dramaturjisini dört bölümde kuruyor. Fakirliği sömüren dekadan burjuvazi, toprak sahipleri karşısında köylünün çaresizliği, üniversiteli muhalefetin sınırları, köylünün nihayet tüfeğe sarılışıyla gelen devrimci zafer… Sovyetler filmi, karakterlerin psikolojisini geliştirmekle ilgilenmeyip biçime çok fazla önem vermekle, hatta devrim öncesi kapitalist hayatı yüceltmekle suçlanmış. Filmin Küba Devrimi’ni bir dünya devrimi anlatısının parçasından çok, ulusal kurtuluş olarak anlatması da eleştirilmiş. Öte yandan Kübalılar da, bu ulusal kurtuluşta kendi uluslarını görememekten şikayet etmiş. Hatta Küba’da yayınlanan bir eleştiri, “Ben Küba Değilim!” başlığıyla çıkmış.

Ancak 1964’te sahiplenilmeyen film, 1992’de ABD’de Telluride Film Festivali’nde gösterildikten sonra yeniden keşfedildi. Soğuk savaş sonrası, filmin siyasi değeri nasıl olsa artık bir tehdit değildi, salt biçimini yüceltmek mümkündü. Martin Scorsese ve Francis Ford Coppola’nın da sahiplenmesiyle film, dünya sinema tarihi kanonuna girmeye başladı. Yine de, görsel anlamda şairane olarak değerlendirilse de, içeriği genelde “parodiye kayan propaganda”, “Sovyet kitschi” gibi tabirlerle hor görülüyor. Peki, Ben Küba‘yı bugün Türkiye’den izlemek ne düşündürüyor? Biçimsel özelliklerini takdir edip, devrime giden yoldaki imgeleri kenara mı iteceğiz? Yoksa tarlasını yakan köylü, ya da polisin sıktığı tazyikli suya elindeki kaldırım taşıyla yürüyen üniversiteli gencin bizim için bir değeri var mı? Altyazı Dergisi olarak bunları tartışmak için bugün Ben Küba’nın saat 13.00’te Fitaş’daki gösteriminin ardından, 17:00’de The Hall’da olacağız. Görüşmek üzere…

gaste tam sayfa; read in english

+ There are no comments

Add yours