!f Gaste konuştu: Samuel Green


!f Gaste #2
Fitaş IV / 19.30

‘In the the west we’ve come to just accept that, this is it’

Sam Green, The Weather Underground başta olmak üzere, pek çok ödüllü belgeselin yönetmeni. Şimdi son projesi 4 Bölümde Ütopya için istanbul’da. Radikal ütopya fikrini radikal bir formatta sunmak üzere… !f’in ilk canlı sineması’na buyrun…

Canlı sinema ne demek?

Belgesel bir film ama içinde canlı öğeler var. Ben anlatıcıyım. Orada bilgisayardan görseller seçiyorum. Yine bir grup aynı anda filmin müziklerini canlı çalıyor. Pek çok açıdan bu bildiğimiz film ama canlı gerçekleştiğinden her defasında biraz değişiyor. Hemen hemen bir jazz parçası gibi. Her seferinde biraz daha uzun, biraz daha kısa olabilir. Performans da diyebilirsiniz. Ben bazen fantazi dersi diyorum. Janrlar arası tuhaf bir parça.

Neden canlı yapmak istediniz bu projeyi?

Bugün film yapıyorsanız, pek çok kişinin filmleri evde bilgisayar ekranlarında, bir yandan e-postalarını kontrol ederken izlediği gerçeğini kabul etmeniz gerekiyor. Ütopya hakkında bir film, insanların birlikte yapması, izlemesi gereken bir şey gibi geldi bana. Ütopya hemen her zaman kollektif bir deneyimdir. Biz de, insanların görmek için gelmelerinin gerektiği bir film olarak kurguladık bunu.

Ütopya sizin için ne anlama geliyor?

Herkesin birbirini sevdiği, iyi bir işte çalıştığı mükemmel bir dünya değil. Ütopyanın temsil ettiği fikri seviyorum: Bugünden radikal olarak daha farklı ve daha iyi bir şeyi hayal edebilmek. Bugün dünyada, ya da biz batıda şunu kabul etme noktasına geldik: Hepsi bu. Pazar ekonomisi, demokrasi, adilimsi bir toplum – aynı zamanda pek çok kişinin dibe vurduğu bir toplum – hayal edebileceğimiz maksimum. Bana gore bu trajedi. Her şey çok daha iyi olabilir. Her şeyi daha iyi kılacak araçlara sahibiz. Gelecek için biraz yaratıcılık ve umut tetiklemek. Benim için ütopya bu.

Belgeselcilik nereye gidiyor?

Belgeselcilik gerçekten açılıyor. Artık kurgu ile gerçek arsındaki sınır çok daha flu. Yeni ve heyecan verici formatlar, dünyanın artık çok daha tuhaf, değişken, karmaşık olduğu gerçeğini yansıtıyor. Neyin nasıl doğru olduğunu bilmek, eskiye gore çok daha çetrefilli bir konu. Bence belgeselcilik için müthiş bir zamandayız. Ayrıca belgesel nedir? Biri YouTube’a bir şey koyuyor. Belgesel mi değil mi kimbilir ama gerçek. Benim için belgeselcilik formdan, uzunluktan ziyade, gerçekliğin deneyimiyle ilgili.

gaste tam sayfa; read in english

+ There are no comments

Add yours