!f Gaste Konuştu: Rüya & Aydın & HES


!f Gaste # 6
Fitaş 1 / 15.30

[vimeo]http://vimeo.com/20244747[/vimeo]

‘Biz yaralı ayı gibi dalarız size. O dere bizim canımız’

Bir Avuç Cesur İnsan, doğu karadenizde HES’lere karşı mücadele eden dört vadideki halkların mücadelesi. Rüya ve Aydın bir cennete gitmişler ve doğayla içiçe yaşayan bu insanların canları gibi gördükleri dereyle ilişkilerini belgelemişler. Kani oldum, orman köylüsü kadar medeni insan yok bu melekette.

Dere ne veriyor yöre halkına?

Rüya: Oradaki tüm doğal döngü dere sayesinde. O dere buharlaşıyor ve onlara çiğ olarak, çay fındık bahçelerinin üzerine bulutlarla birlikte inen bir çiğ olarak dönüyor. Çok özel bir yağış biçimi. Dere olmazsa onlara bunu verebilecek bir buharlaşma sözkonusu olmuyor. Onlar bunun farkında. Ve hatta iklim değişikliğinin de çok farkındalar. Görüştüğümüz bir nine diyor ki; ‘Su bize küstü. Biz öyle hissediyoruz. Eskisi gibi akmıyor dere.’

Dere aynı zamanda tüm köylülerin sosyalleşme alanı gibi. İnsanlar orada yıkanıyor, sohbet ediyor hatta tanışıp evleniyor sanki

Rüya: Onların sosyal alanları. Dere onların en temel varlığı. Onu ailesinden herhangi biri gibi görüp öyle algılıyorlar. Onun yok olması onlar için çok sevdikleri birinin kaybı kadar acı birşey. Böyle birşeye tahammüleri yok.

Sanki başta insanlar anlamıyor. Derelerimizi kullansınlar diyorlar.

Rüya: ‘Su akar Türk bakar’ diye bir laf var. Verilen sözler tutulmuyor. Balık gecitlerinin korunacağı söyleniyor once. Benekli alabalık diye tabir ettikleri çok özel bir balık türü var. Bunun ölümü gerçekleşiyor. Ve halk bunu görüyor. Kendi coğrafyasındaki bu değişikliği farkediyor. Sonra harekete geçiyor.

Çevrecilik çok da içi boşaltılmış bir kavram günümüzde. Hani böyle yafta yapıştırılıyor insanlara, devlete karşı. Köylüler bundan pek hoşnut değiller. Onların korumaya çalıştığı kendi nefes alanları, yaşam alanları. kimlikleri. Zaten anayasanın 56. Maddesi de her vatandaşı kendi çevresini korumakta yetkili kılıyor. Yarısını sen korumak zorundasın diyor. Onların yaptığı da anayasal ve demokratik haklarını korumak.

Filmde bu direnişin başını çekenler kadın. Erkekler kahvede takılıyor. Neden öyle?

Rüya: Erkekler gurbete gidiyor, orada çalışıyor, arada geliyor, emekli olunca geliyor vs.. Kadınlar hep birlikte. Kadın zaten üreten. Kadın zaten ‘26 dönüm çay büyüttüm çocuk büyütür gibi’ diyor. Ona sevgiyle yaklaşmış, onunla varolmuş, o onun evladı gibi bişey. Onu tüketebilecekleri bir sermaye gibi görmüyor. İlahi ve tanrısal bişey de var onun içinde. Ve siz ona dokunduğunuz zaman onun canına dokunmuş oluyorsunuz. O yüzden mümkün değil, özellikle kırsalda toprakla yaşayanlar ‘biz yaralı ayı gibi dalarız size. O bizim canımız’ diyorlar. İnanılmaz bir doğa insan ilişkisi var.

Bazıları bu santraller işgücü, sigorta sağlıyor diyordu filmde.

Rüya: Maalesef ülkedeki tarım politikalarının bir eleştirisidir bu. Tarımla uğraşan insanlar ailelerini geçindirecek paraya sahip olamıyorlar. Büyük bir göç sözkonusu. Erkekler hep çalışmaya gitmiş.

Aydın: İş sahası olacak evet ama santral bittiği zaman bir santralin çalıştıracağı insan sayısı ortalama 10. Bu kadarcık bir iş gücü sağlayan bir şey için sen, çok yüksek turizm potansiyeli olan bir bölgenin ekolojik dengesini bozuyorsun.

Bütün buradaki santraller Türkiye’nin tüm ihtiyacının yüzde ikisini karşılıyormuş. Gerçekten değer mi o zaman? Niye bunu hala yapıyorlar?

Aydın: Teknik insanlara sorunca şu anda Karadeniz bölgesinde yapılması planlanan 750 santralin tamamını yapsanız bile, yüzde 10-12 arasında bir ihtiyacı karşılıyor ve 15-20 sene sonra bu yüzde 2-3’lere inecek. Ama yatırımcı için mesele farklı. Yaptığınız bütün yatırımı en geç 5 yıl içinde amorti ediyorsunuz. Devlete çıkan enerjiyi satmak üzere 49 yıllık bir lisans anlaşması da yapıyorsunuz. Yani ilk beş yıldan sonra 44 yıl sürekli garanti getirisi olan bir işten bahsediyoruz. Bunun kadar az riskli başka bir iş olmadığı için eczacısı, doktoru, sanayicisi, yerlisi, yabancısı devetin de bunlara kucak açmasıyla tüm su kaynaklarına saldırmış durumda. 2023 yılına kadar 2500 suyla ilgili proje var. Çok küçük ırmakların olduğu yerde bile bunları birleştirip yapıyorlar.

Asıl mesele HES’lerin plansız yapılması mı?

Rüya: Konuştuğumuz herkes havza planlamasından şikayetçi. Çünkü başvuru yapan şirketlerin hiçbirisi bir diğerinin ne yaptığını bilmiyor. Siz bir santral için başvuruyosunuz ama oraya başvuran 20 kisi daha olabilir. Ve hepsine izin verilebilir. Dolayısıyla su yatağında akamıyor. 200 tane santral yapılınca her iki üç kilometrede bir santral oluyor. Tüm dereyi kurutmuş oluyorsunuz.

Aydın: Bir de can suyu meselesi var. Yani dereye ne kadar su geri bırakacaksın. Projelerde bu yüzde 1 olarak öngörülmiş. Yani 100 kova suyun 99’unu alıyorsun ve yüzde bir ile deredeki yaşamın devam edeceğini umuyorsun. Çevreciler sayesinde devlet de bunun farkına vardı. Bütün mahkemeler en az yüzde 30 suyun bırakılması gerektiğini söylüyor. Ayrıca havza planlaması olmadan santral izni verilemeyeceği de anlaşıldı.

O halde mücadele, ‘hiç yapılmasın’ diye değil mi?

Rüya: Artık öyle. Hiç bir şekilde istemiyorlar artık. Seloz ve İkizdere’deki yıkımı gördükten sonra insanlar mümkün değil buna olur vermeyecekler.

Aydın: Karadeniz sahil yolu yapımı sırasında anladılar ki gafil avlandılar. Uygarlık, kalkınma olarak pazarlanan bir çalışma, denizle uğraşan bir halkın denizle alakasını kesti. Orada kazanılmış bir sürü dava vardı. Ona rağmen denizlerinin dolmasını engelleyemediler. Sahil yolunda hukuka güvenmeleri böyle sonuçlanınca, artık güvenmiyorlar. Mahkeme de olacak, kavga da. İkisi olmadan olmaz. Onu anladılar.

Bugün nerdeyiz?

Rüya: Ben çok umıutluyum. İnsanların demokratik haklarını öğrenmesi, bunun için mücadele etmesi. Sivil itaatsizlik. Ben şu anda ülkeyi ergen gibi görüyorum. Artık çocuk değil. Devletin ananın, babanın yaptığını birebir yapmak zorunda değil. Artık daha büyüdü, daha delikanlı, daha genç kız ve itiraz ediyor. Tüm bunlar ülkede demokrası gelişimi açısından da çok önemli. Bu sadece bir çevre hareketi değil, çok ciddi bir demokratik hareket.

Aydın: Bütün verilen çabanın yeniden başlaması gerekebilir. Çünkü geçen yaz yapılan 23 anayasa maddesinden bir tanesi, yöresel mahkemelerin yetkilerini tırpanlıyor. Köyünüzün altında bir inşaat başladığında, siz bunu anayasaya aykırı görürseniz, yöre mahkemesine başvurup anında durudurma aldırabiliyordunuz. Şimdi o tırpanlanmaya çalışılıyor. İkincisi sit alanlarında halk yararı görülürse bakanın izniyle yatırıma izin verilen esnek bir madde. Dolayısıyla devlete karşı da halkın hazır olması lazım.

gaste tam sayfa; read in english

+ There are no comments

Add yours