!f Gaste konuştu: Becerikli Mr. Keret


!f Gaste # 7
Bilekkesenler: Gmall / 19.00

‘Screenplay is not the work of art. Only the movie is. A screenplay is like a recipe for a cake. You cannot eat the recipe. Writing stories on the other hand is like giving birth.’ Keret

Etgar Keret pek çok şey birden. Her dile çevrilmiş kısacık nefis hikayelerin yazarı. Sundace Lab’te danışmanlık da yapan senarist ve yönetmen. Dünyanın önde gelen gazetelerine katkıda bulunan bir köşe yazarı. Şimdi İstanbul’da. Burada kurduğumuz Sundance Lab modelinde bizim bir yönetmenimizin senaryosuna danışmanlık yapacak. Ayrıca kendi hikayesinden esinlenen Bilekkesenler: Bir Aşk Hikayesi filmine katılacak.

Sundance ile uzun bir geçmişiniz var değil mi?

11 yıl önce Sundance’e senaryomla gittim. Danışman olarak değil, katılımcı, öğrenci olarak. Benim için harika bir süreçti. Şiddetle tavsiye ederim. Sanki orada okudum ve sonra öğretmen olarak geri döndüm gibi hissediyorum. Çok güzel, çok cömert ve çıkarsız bir oluşum. Onun bir parçası olmak büyük bir onur.

Başka insanların işlerine tavsiyelerde bulunmak zor mu?

Benim için dünyanın en kolay şeyi. Başkalarının işlerinde yanlış bulmak çok daha kolay. Bunu kendinize yapmak zor. Arabanın içindeyken, kör noktalar oluşur ve göremezsiniz ama dışına çıkınca herşeyi görürsünüz. Benim için en zor tarafı o senaryo ile bağ kurmak. O bağı bir kez kurunca, o yemeği eleştirmek, pişirmekten çok daha kolay.

Bilekkesenleri film olarak nasıl buldunuz?

Bir işin bir medyumdan ötekine uyarlanmasının tek gerekçesi, sonuçlarının orijinalinden ayrı olması olabilir. Kitabı aynen uyarlamanın manası yok. İnsanlar kitabı okuyabilir. Bence bu film bu yüzden güzel. Benim ürünüm değil o. Goran’ın benim hikayemden çıkardığı bakış.

Bir hikayeyi bu kadar kısa tutmanın sırrı nedir?

Bir defa bu bir tercih değil. Doğal bir eğilim. Ben hikaye yazarken ne yazacağımı bilmiyorum. Sanki orada iki kişilik var. Biri yazan, biri dinleyen. Dinleyen sabırsız. Bir an önce sonra ne olacağını bilmek istiyor. Gerçekten doğrudan bilinç altımdan yazdığımı düşünüyorum. Söyleşi yaptığım birisi, hikayelerimin patlamalar gibi olduğunu söylemişti. Ve ben nasıl yavaş patlanır bilmiyorum.

Ya senaryo yazımı?

Senaryoda bunu nasıl yapacağımı biliyorum. Çünkü senaryo daha dolaylı, aracılı bir şey. Direkt değil. Senaryo sanat eseri değil. Ortaya çıkan film sanat eseri. Senaryo bir pastanın tarifi gibi. Ve tarifi yiyemezsin. O yüzden senaryo yazarken bilinçli olmak zorundayım. Hikaye yazmak ise aslında doğum yapmak gibi.

gaste tam sayfa; read in english

+ There are no comments

Add yours