!f ekibinden Filmekimi önerileri


Malum, Ekim ayı Filmekimi demek. Yarın başlayacak ve 21 Ekim’e dek şehir şehir gezecek Filmekimi’nde Haneke’den Loach’a, Kiarostami’den Bertolucci’ye, ustaların son işlerini vizyon öncesi izleme fırsatı bulacağız. 39 film arasında karar vermekte zorlanıyorsanız !f ekibinin listesine bir göz atın deriz…

Pelin Turgut
No: Locarno Film Festivali’nde izlediğim en iyilerdendi. Arjantin’in bir dönemi aynı biz. Aynı küstah generaller, darbe, 80’ler, ardından aynı hızlı neoliberal bişeyler. Seyretmesi o yüzden bi tuhaf.

Mustafa Uzuner
No: Pablo Larrain, Şili’de Pinochet dönemini konu aldığı üçlemesinin son ayağı. Biçimsel olarak dahiyane ve dönem filmi klişelerinden çok uzakta, acayip güncel!
Düşler Diyarı/Beasts of the Southern Wild: Sundance ve Cannes’da çok önemli ödüller aldı. David Gordon Green’in ilk filmlerini hatırlatıyor. Ülkemizde vizyona girecek olması büyük şans!
Yanlış/Wrong: !f’te Rubber’ini izledigimiz Quentin Dupieux’nun son tuhaflığı.
Hayvanat Bahçesinden Kartpostallar/Postcards From The Zoo: İlk filmiyle pek sevdiğimiz Edwin’in ikinci filmi, biçimsel olarak pek olgun; sürreal hikayesi de çok cezbedici.

Serra Ciliv
Bomba gibi bir Filmekimi programı var, o en büyüklerin arasında kenarda kalma ihtimali olanları unutmayalım.
Marley: Toronto’da Reincarnation’ı izledim. Snoop Dogg’un Jamaica’da rastafari köklere geri dönmeye, müziğini reggae’nin ritmiyle birleştirmeye çalışmasının belgeseli. Başa dönmenin, yeniden yumuşak ritimlerden başlamanın ne kadar zor (zorlama?) olabileceğini iliklerimde hissettim. Biz onun yerine, yıpranmış ruhlarımızı iyi bir Marley belgeseliyle yıkayalım derim.
Ai wei wei: Asla Pişman Olma/Ai wei wei: Never Sorry: Yakından tanımaktan keyif alacağım insanlardan biri…
Biz ve Sen/The we and I: Michel kardeşimiz oyunbazlığından hiçbir şey kaybetmemiş diyorlar.

Onur Gülen
Hayvanat Bahçesinden Kartpostallar/Postcards From The Zoo: İnsanı hayvanların, aşkı sihrin, seksi kaybolmuşluk hissinin yanıbaşına konumlandırdığı için…
No: Dikta ve özgürlük arasında, iki arada bir derede gelişen bir harekete ferah bir yorum getirmiş olduğuna inandığımdan. Ve elbette Gael Garcia Bernal’i beyaz perdede seyreyleme arzusundan…
Kara Oyun/Black’s Game: İzlanda’nın garip bir durgunlukta gizlenen enerjisinden etkileniyorum. Filmin temposu ve varoluşsal duruşunu merak ediyorum.

Hakan Paşalı
Meleklerin Payı/The Angels’ Share: Ken Loach!

Zeki Peynirci
Ben ve Sen/Me And You: Ben Bertolucci diyeceğim; sebebi de “Dreamers”tan sonra nedense film yapmayacağını düşünmem, görünce şaşırmam.


+ There are no comments

Add yours