!f² başladı! Hayırlara vesile olsun diyelim…


!f ² başladı..

Filmleri programlarken her filmin başka başka bölgelerdeki insanlar için özel olabileceğini hayal etmiştik.

Dünya Özgürlük Cephesi için mesela, Kazdağları’ndaki, Alakır’daki, Rize’deki ve Trabzon’daki arkadaşlar vardı öncelikle aklımızda.

Kazdağları’ndan hemen ses çıktı, paylaşalım istedik. Yeşil Gazete’de Mahmut Boynudelik yazmış,’Köye Sinema Gelince’

—–

Köye bu akşam sinema geldi. Kazdağlarının eteklerinde toplam hane sayısı 100’ün altında olup, her geçen sen daha da azalan bir köyden bahsediyorum. Çevresindeki diğer köylerle birlikte ortak bir kaderi paylaşan bir köyden. Yüzlerce yıldan beridir süre giden tüm yaşam döngülerinin parçalanmasıyla insansızlaşmaya, terk edilmeye, yok olmaya mahkûm edilen köylerden birine bu akşam sinema geldi.

Onbir yıldır dünyada ve Türkiye’de çok ses getiren bol ödüllü filmleri sinema meraklılarına ulaştıran !f bu seneki programına Kazdağlarındaki Adatepe köyünü de dahil etmiş. Dersim’den Mersin’e, Rize’den Filistin’e uzanan çok geniş bir coğrafyada İstanbul’dan canlı filmlerin gösterildiği etkinlik için köyün terkedilmiş eski ilkokul binası, Taşmektep hınca hınç doluydu. Odun sobasının ısıttığı salonda değil oturacak, ayakta duracak yer kalmamıştı.

Gösterilen Eğer bir ağaç devrilirse: Yeryüzü Özgürlük Cephesinin hikayesi ( If a tree falls: a story of Earth Liberation Front başlıklı film salonu dolduran insanların çok yakından ilgilendikleri bir konuya dairdi. Film Doğa’nın büyük şirketlerin çıkarları için tahrip edilmesine duyulan tepkinin büyümesi ve belkide tarihin gördüğü en radikal çevre savunucusu grubunun ortaya çıkmasını hikâye ediyor. ‘90’larda ABD’nin kuzey batı bölgelerinde, özellikle kereste ticareti için yüzlerce yıllık ağaçların kesilmesi karşısında çaresiz kalan bir grup insanın giderek düzeni sorgulamaları anlatılıyor.

Filmin burasına kadar anlatılanlar büyük ölçüde filmin gösterildiği köyün hikâyesine benziyor. Piyasa ekonomisine geçişle birlikte ekonomik hayatlarını sürdürmekte zorlanan insanlar günün birinde madencilerin gelip yüzyıllardır koyun otlattıkları, suyunu içtikleri, meyvelerini topladıkları dağlarda altın arayacaklarını duydular. Bozulan ekonomik durumlarına rağmen madencilerin cazip vaatlerine kulak tıkayan Kazdağlarının köylüleri yıllardır yaşam alanlarını savunmaya çalışıyorlar.

Salonda film izleyenlerden bir kaçı daha bir gün önce civardaki üç ayrı köyde ÇED süreci için formaliteleri tamamlamaya gelen şirket yetkililerinin jandarma ile birlikte nasıl diş gösterdiğini görmüşlerdi. Sularının, havalarının, meralarının yok edilmesine rıza göstermeyen başka köylülerle dayanışmalarının nasıl engellendiğini, Devletin Valisi tarafından nasıl tehdit edildiklerini film başlamadan önce arkadaşlarına anlatıyorlardı.

Barışçı yöntemlerin yetersiz kaldığı noktada radikalizm bütün baştan çıkarıcılığıyla tek seçenek olarak kalıyor ister istemez. Filmdeki aktivistler sistemin şirketler lehine işleyişinden sıkılmışlardır. Barışçı protesto eylemleriyle sonuç almak bir yana, gösterilerinde devlet şiddetinin acımasız yüzünü görürler. Her eylem polis jopuyla, biber gazıyla ve gözaltılarla bastırılır.

Barışçı gösterilerle sonuç alınamayacağına karar vererek doğa tahribatına neden olan şirketlere doğrudan zarar vermeyi seçerler. Kısa bir zaman sonra Yeryüzü Özgürlük Cephesi

( E.L.F. ) bir efsane gibi anılmaya başlar. ELF eylem olarak şirketlere ait mal varlıklarına yönelik onlarca sabotaj düzenler ama çıkarttıkları yangınlarda canlılara zarar vermemeye özen gösterirler. Öyle ki, düzenledikleri onca eylemin ardından bir kişinin bile burnu kanamamıştır.

Pasifistlerle aralarındaki bitmeyen tartışmaların da etkisiyle midir bilinmez ama bir süre sonra Yeryüzü Özgürlük Cephesi kendiliğinden dağılır. Arkalarında kızgın bir Devlet ve piyasaya yeni sürülen eko- terörizm suçlaması vardır. ELF kendini dağıtsa da Devlet’in işin ucunu bırakmaya hiç niyeti yoktur. Çünkü zaman sistemi bir şekilde tehdit eden her şeyi terörizm olarak göstererek şeytanlaştıran 11 Eylül sonrası dönemdir.

Marshall Curry ve sam Culman’ın ortak yönettiği film toplum yararına bir iş yaptıklarını düşünen eylemcilerin terörizm suçlamaları karşısındaki şaşkınlığını anlatan bir politik belgesel olmanın ötesinde kişisel ve samimi bir yaşam öyküsü; son kararı izleyiciye bırakan bir hesaplaşma bir anlamda.

Filmdeki sabotajcı Daniel’in yargılanma sürecini izlerken Erzurum’un Tortum İlçesi’ne bağlı Bağbaşı Beldesi’nde yaptırılacak HES’e karşı gerçekleştirilen eylemlere katıldığı gerekçesiyle hakkında 3 ayrı suçtan 9 yıl hapis istenen Leyla Yalçınkaya’yı düşünmeden edemedim.

+ There are no comments

Add yours