Entler olsa İkizdere’yi kurtarırlardı!


ikizdere

yazı için Nihan Beyit’e çok teşekkürler.

Bu gün hep Entleri düşündüm. J.R.R. Tolkien Yüzüklerin Efendisi’nde yarattığı o akla durgunluk veren Ortadünyasında, kadim zamanlardan beri sessizce varolan, hareket edip konuşabilen ağaçların adı Entlerdir. Hobbitler ve Elfler’le birlikte kötülüğe karşı savaşırlar.
2007 yılında İkizdere Derneği, İkizdere Vadisi’nin SİT Alanı ilan edilmesi için çalışma başlattı ve başardı. Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, İkizdere ve çevresindeki vadileri SİT alanı ilan etti. Bu aynı zamanda yapılması planlanan 22 HES’in iptali anlamına geliyordu. İkizdere Derneği web sitelerinde, bu savaşı nasıl kazandıkları ile ilgili coşkulu yazılar var. Kendileri gibi çocuklarının da o derin yeşilin içinde büyüyeceklerini sanıyorlar.
Ancak artık böyle güzel haberler okumayacağız çünkü Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu” adı altında hazırlanan yasa taslağı, Bakanlar Kurulu’nca onaylanarak TBMM Gündemine alındı. Yasa taslağının bu haliyle onaylanması durumunda, Türkiye’de doğal sit alanı ilan edilerek korumaya alınmış bölgeler, geçmişe dönük karar iptalleriyle yok edilecek.
İkizdere’deki bölge halkı ise meclis’ten ve çevre bakanından çok daha ileri görüşlü ve bilgili. Diyorlar ki: Enerji ihtiyacımızın olduğu da bir gerçektir ve enerji üretimine de karşı değiliz. Fakat enerji üretirken doğayı ve çevreyi de tahrip etmeyelim istiyoruz. 2007 Türkiye elektrik üretimi 191.237 GWh’dır. Vadimiz üzerinde planlanan 16 adet HES’in yıllık ortalama üretimi ise 1.344.GWh’dir. Yani Türkiye toplam üretiminin ancak binde 7,02 si vadimizde üretilecektir.
Yani dünyanın en önemli 200 vadisinden biri olan İkizdere’nin katliamının getirisi binde 7,02.
Bugün ülke genelinde, 2009 itibariyle işletme halinde 187, inşaat halinde 138, proje aşamasında da 1,600 kadar HES projesi bulunuyor. DSİ verilerine göre, inşa halindeki 138 HES’ten 41’i Trabzon’da, 23’ü ise Rize’de.
Bugüne kadar toplam 25 HES projesi için ‘yürütmeyi durdurma’ veya ‘iptal’ kararı verilmişti ama artık pek de bir anlamı yok bu kararların…. Santraller kurulur, vadilerdeki suya dayalı canlı yaşam sona erer. Kimin umurunda.
Deliriyorum gerçekten, bir ilkokulun içinde yapılacak tadilat için bahçede bulunan 3-4 ağacın kesilmesine içim yanarken, pat diye televizyonda koskoca bir vadinin yok edilişine tanık oluyorum. Tüylerim diken diken oluyor bu nasıl bir kendini bilmezliktir.
Aslında herşey çok açık. Birileri bu işten bolca para kazanacaklar ve olmayan vicdanları sayesinde geceleri mışıl mışıl uyuyacaklar.
Bir arkadaşım sormuştu bana “sen hiç ormanda ay ışığı altında dere şırıltısı dinledin mi ?” diye. Şimdi tüm olan bitene baktıkça bu soru artık bana oldukça sürreal geliyor.
Herşey daha da sürreal olsa, Entler gibi ağaçlar ve dereler kendi kendilerini koruyabilseler, çünkü bizim elimizden pek birşey gelmiyor gibi görünüyor.
Çok acıklı herşey.

ikizdere-rize-580x386

2 Comments

Add yours
  1. Uluc Kecik

    BASIN AÇIKLAMASI
    1 Kasım 2010

    DOĞA KORUMAYA DOĞA KORUMA YASASIYLA DARBE

    Türkiye’nin doğası yeni bir kanun taslağının kıskacı altında. “Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu” adı altında hazırlanan yasa taslağı, Bakanlar Kurulu’nca onaylanarak TBMM Gündemine alındı. Yasa taslağı bu haliyle onaylanırsa, ülkemizin doğası için geri dönüşü olmayacak tahribatların önü açılmış olacak.

    Tabiat Kanunu İzleme Girişimi; 2003 yılında sivil toplum kuruluşlarının katkılarıyla hazırlık süreci başlatılan ancak günümüzde temel prensipleri ve içeriği tümüyle değiştirilip, STK’ları süreçten dışlayarak son haline getirilen “Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Taslağı”na karşı görüş oluşturmak ve mücadele etmek üzere kuruldu. Tabiat Kanunu İzleme Girişimi; söz konusu yasanın ilk biçimlenmesinde aktif rol oynamış kurumların yanı sıra, ülkemizin doğasını, temel bilimsel koruma yaklaşımını, uygulama süreçlerini ve yaptırımları olumsuz yönde etkileyeceğini öngören 46 sivil toplum kurumundan oluşuyor.

    Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Taslağı onaylanırsa;

    1. Ülkemizde dünyada kabul gören prensipler doğrultusunda doğayı koruyan bir yasal yapı olmayacak: Uluslararası ve ulusal mevzuatta son 20 yıldır biyolojik çeşitliliğin korunması hedefiyle oluşturulmuş “sürdürülebilirlik”, “koruma kullanma dengesi”, “üstün kamu yararı” ve benzeri kavramlar, söz konusu yasada yetersiz ve muğlâk tanımlanmıştır. Bir yasanın temel yaklaşımını ortaya koyan bu kavramlar; gerçekte biyolojik çeşitliliğin korunması yerine, doğayı tahrip edebilecek yatırımlar da dâhil her türlü kullanımın önünü açmaya hizmet edecek yönde şekillendirilmektedir.

    2. Ülkemizde 1000’in üzerindeki “Doğal Sit” statüsü kaldırılarak, tahribin önü açılacak: Doğal sitler bugün Türkiye’de hala bakir kalmış kıyılara sahip olabilmemizin nedenidir. Bunun yanı sıra HES’ler başta olmak üzere doğal sit alanlarında gerçekleştirilen ve doğaya zarar veren birçok müdahale, koruma kurulları ve mahkemelerce engellenebilmektedir. Bakanlar Kurulu’nda onaylanan “Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı”nın Meclis tarafından onaylanmasıyla birlikte doğal sit statüleri ortadan kaldırılacak ve hâlihazırda bağımsız bir yapıya sahip olan Koruma Kurulları’nın doğal sitlerle ilgili herhangi bir yetkisi kalmayacaktır. Bu düzenlemeyle birlikte ülkemizdeki 1234 Doğal Sit Alanı’nın kaderi ağırlıklı olarak kamu kurumu yetkililerinden oluşan yeni bir kurula terk edilecektir. Bu statünün bilimsel ve hukuki hazırlık yapılmaksızın başka bir kanun altında yeniden tanımlanarak farklı bir koruma statüsü haline dönüştürülmesi doğru değildir. Hukuk uzmanlarının ve tarafların ortak çalışması olmadan bir dönüştürme girişimi ancak var olan hukuksal kazanımları ortadan kaldırma, koruma kurulu gibi yerel bir mekanizmayı tasfiye etme ve doğayı tahrip edecek yatırımların ve kaçak yapılaşma girişimlerinin hayata geçirilmesini kolaylaştırma anlamı taşımaktadır. Bu açıdan bakıldığında, geçtiğimiz hafta İkizdere Vadisi’nin Doğal Sit Alanı ilan edilmesinin üzerinden daha birkaç gün geçmişken, bu kanun taslağının ışık hızıyla Meclis gündemine getirilmesi oldukça manidardır.

    3. Yasal olarak maden, kentleşme, enerji vb yatırımlar doğayı ne ölçüde tahrip ederse etsin ayrıcalık kazanacak: Yasanın ülkemizdeki koruma çalışmalarının tümünü yönlendirebilecek, korunan alanlar ve/veya biyolojik çeşitlilik üzerindeki tehditleri ve diğer sektörlerle (maden, kentleşme, enerji vb.) arasındaki çatışmalara çözüm getirebilecek bir yasa tasarısı olma yönündeki başlangıçtaki tutumu tümüyle değiştirilmiştir. Ayrıca, yasanın ilk taslağındaki madde sayısının yarı yarıya azaltılmış olması ve tüm belirleyici ve uygulamayla ilgili kritik hükümlerin gelecekte hazırlanacak yönetmeliklere bırakılması, söz konusu yasa tasarısının temel hedefini ve etkinliğini büyük ölçüde zayıflatmaktadır.

    Bu 3 temel noktadaki kayıp ülkemizdeki doğa koruma çalışmalarının ve kazanımlarının yok edilmesi anlamına gelmektedir. Tabiat Kanunu İzleme Girişimi;

    1. Doğal yaşama sahip çıkılması için bu yasa taslağının geri çekilmesi ve yeni bir yasa hazırlığının başlatılmasını,
    2. Hazırlık sürecinde doğanın haklarının ve uluslararası taahhütlerin dikkate alınmasını,
    3. Gerek hazırlık ve gerekse uygulama sürecinde sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte hazırlanmasını, talep eder.

    Ayrıntılı bilgi için:
    Hüsrev Özkara, Girişim Sözcüsü
    Tel: 0 533 394 47 11 ve 0 554 584 79 09
    http://tabiatkanunu.wordpress.com/
    tabiatkanunu@gmail.com

  2. zerdim

    türkiye türklerin midir, kürtlerin midir, moda tabiriyle çerkes, laz, ıvır kıvır kimindir bilmiyorum ama yeşili sevmeyen insanların ülkesi olduğu kesin. nerde ağaç orada hızar, nerde dere orada baraj, nerede deniz orad beton binalar. ikiz dere üçüz dere, dördüz dere olsa biri bile kurtulamazdı, hepsini yok ederlerdi.

+ Leave a Comment