Cam kırıklarıyla dolu bir film: Tek Başına Dans


Director_Biene PilavciBu sene Ev bölümü filmlerinden biri de, kalbimize cam kırıkları gibi batan Tek Başına Dans / Dancing Alone…  Biene Pilavcı’nın Antalya’dan En İyi Belgesel ödüllü filmiyle; kendimizi ait hissettiğimiz ya da hissedemediğimiz, bazen sığındığımız, bazen de arkamıza bakmadan kaçtığımız “ev”, “aile” gibi tanıdıklarımızla yüzleşiyoruz.

Kendi hayat hikayesini tüm kırılganlığıyla anlatma cesaretini gösteren yönetmen Biene Pilavcı’yla filmini, süreçte yaşadıklarını ve bir sonraki projesini !f blog için konuştuk.

Aile içinde olanların hep gizlenmesi, evin içinde kalması, konuşulmaması gerek diye öğretilir ya bize, siz bunu milyonlara anlatıyorsunuz. Bu kadar mahrem bir şeyi paylaşırken ne hissettiniz?

Herkesin geçmişi insanı ister istemez etkiliyor ve bir şekilde peşini bırakmıyor. Tuhaf da olsa geçmişim benim yaratıcı yönümü çok zorluyor ve ben de bundan-bazen yorucu da olsa- çoğunlukla çok memnunum. Benim için film yapmak başta yalnızca bir sanat aracı seçme kararıdır. Sonra o araçla kendi düşüncelerimi ifade etmekse ayrı bir çabadır. Eğer sonunda başarabilirsem ve birileri beni anlayabilirse ne mutlu bana…

Bir filme başladığım an zaten bir sürü zorluktan geçmiş ve kararlarımın çoğunu vermiş oluyorum. Bu sürecin en sonunda seyirci geliyor. Demek istediğim, seyirci bu alana gelene kadar ben çoktan karşıya geçmiş oluyorum bile. Dolayısıyla seyirci acaba ne der diye fazla dertlenmiyorum. Benim için önemli olan seyircinin bir şekilde filme katılması. Nasıl olursa olsun yani… Sevinsin, kahkaha atsın, ağlasın, sinir olsun, korksun, endişelensin, düşünsün… Bunlar benim için aynı anlama geliyor. Çünkü sonuçta seyircide bir hissiyat üretmeyi başarabildim. Bu çok güzel bir duygu! Tabii ki benim hislerime, iç dünyama katılsa, o benim için daha da bir hoş duygu ama benim duygularım bu anlamda fazla önemli değil. Beni birileri beğensin diye film yapmıyorum, ben sadece kendimi ifade etmek istiyorum. Ve bu arada kendim için de bir şeyler çözer, anlarsam ne mutlu bana!

Tek Basina Dans (2)Filminizde sizin kadar diğer aile üyeleriniz de mahremlerini açıyorlar. Onları bu filmde olmaları için ikna etmeniz gerekti mi?

Fazla uğraşmam gerekmedi çünkü onlar da benim gibi bir şeyleri anlamaya çalışıyorlar. Ve kendilerini ifade etmek istiyorlar. Üstelik onlardan ilk defa yardım istedim. Bunu büyük bir iltifat olarak kabul ettiler. Diğer avantajı da onlarla, özelikle annemle uzun zamandır hiç bu kadar çok vakit geçirmemiştim. Buna da sevindiler.

Filmde yakaladığınız anlar çok özel ve gerçek. Teknik anlamda kameranın etkisini ve izleniyor olma duygusunu yok etmeyi nasıl başardınız?

Bir süre sonra insan her şeye alışıyor.

Bundan sonra bizi neler bekliyor?

Şu an bir Gezi belgeseli çekiyorum. Gezi protestolarında çekimlere başladık ve devamında Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadarki süreçte, yakından eşlik edeceğimiz 7 karakterimizle; 90 yıllık, birçok etnik grubun birlikte yaşadığı bu ülkede birbirine düşman gruplar varken gerçek bir demokrasi mümkün mü diye soruşturuyoruz.

Not: Biene’nin hikayesini izlemek için sizi 22 Şubat’ta Fitaş’a, dahasını dinlemek isteyenleri de 16 Şubat’ta SALT Beyoğlu’da yapacağı konuşmaya bekliyoruz.

 

+ There are no comments

Add yours