Bu yılki keş!flerimiz /part 1


Dördüncü yılına girdi Keş!f. Yönetmenlerin ilk ya da ikinci filmlerinden oluşan seçkiye girme kriteri hikaye, anlatım ve/veya teknik olarak bir yenilik getirmesi. Yani !f’in ‘oh be!’ ve ‘vay be!’ filmlerinden. Taze filmcilerin taze fikirleri, içimizi açıyor ya da sarsıyor. İllaki bişey yapıyor.

R mesela. Geçen sene !f’te izlediğimiz Jacques Audiard’ın Peygamber‘i gibi başlıyor. Önemsiz görünen bir suçtan hapse giren, çetelerin eline düşen, yaşayabilmek için onların pis işlerini yapan R’nin kendini kanıtlamak isterken başına gelenler. Ama fark da bu başına gelenler kısmında zaten. Hapishane filminin danimarkancası, ultra gerçekçi hatta naturalist.  Törpülenmemiş dış sesler, ham görüntüler, az diyalog, sert anlatım. Ya kurban olacaksın, ya suçlu. Cezamı çektim, normal hayata döneyim yok. Üstelik film kurgu olmasına rağmen gördüğümüz herşey gerçekten olmuş. Filmde rol alan 75 kişinin hapishane geçmişi var. Çok yalın ve sarsıcı bir film.

Sonra yine çok yalın bir anlatımı olan Adrienn Pal var. Ölümcül hastaların yattığı bir hastanede çalışan aşırı kilolu Piroska’nın ruhu ölmüş. Evinde, işinde, ilişkilerinde tamamen donuk. Hayatı otomatiğe almış öyle yaşayıp gidiyorken, tesadüfen duyduğu bir isim, Adrienn Pal, onu çocukluktaki en yakın arkadaşını tekrar bulmaya itiyor. Anılarının duyduklarıyla pek örtüşmediğini gösteren bu arayış, aslında kendini aramaktan, bir umuda tutunmak istemekten başka bişey değil. Böyle anlatınca, depresif ve kasvetli bir film hissi veriyor ama değil. Daha çok hayattan kesit gibi. Kendin olmakla ilgili güçlü ama iddiasız bir telkin. Yönetmeni Agnes Kocsis’in büyük çıkış yaptığı ilk filmi ‘Fresh air’ gibi, taptaze bir nefes.

+ There are no comments

Add yours