Biber Gazı, Şiddet, 4. Dünya Savaşı ve Bitkiler


OVNI2009-cartell-OK.inddSabah çok erken uyandım. Kimse uyanmadan, mümkünse ben bile uyanmadan uyanmak iyi oluyor. Ben uyanınca pratik meseleler devreye giriyor- festivalin finansı, yapılması gereken toplantılar, riskler, ya alınamazsa filmler. Ben uyanmadan – yani zihnim kendi rutinini bulmadan önce—daha muğlak ama daha gerçek sorular var. Biz bir kabile miyiz? Bizim bir dokumuz var mı? Katı mıyız, akışkan mı? Gözeneklerimizden nefes alabiliyor muyuz?

O iki arada bir derede salınırken, aşağıya adresini eklediğim metnin nasıl geçen yaz uzun haftalar boyunca aklımdan çıkmadığını hatırladım. Yazının tamamını Türkçe’ye çevirmiyorum şu anda, çünkü çeviri benim için öyle iki arada bir derede yapılabilen işlerden değil. Ayrıca metin kolay da değil. Kendine güvenen beri gelsin, benden eklemesi olsun.

Yazar Toni Serra. Sanırım ikinci yılımızdı, Toni !f’e 4. Dünya Savaşı diye bir film tavsiye etti ve muhabbetimiz oradan başladı. Toni son 15 yıldır Barselona’da video art, bağımsız belgesel ve medya arkeolojisine dayanan bir arşiv oluşturmakla meşgul. Ovni arşivleri, her tür görsele açık, yeter ki ‘tarihsel bir bakışla, kişisel ve kolektif korku ve hazlarımızın nasıl oluştuğuna dair ipuçları barındırsın, binlerce küçük gözden biri gibi dünyaya baksın ve başka olası dünyaları hayal ve ifşa etmemize yardımcı olsun’ Çoğu internette bulunan arşiv 2000’den fazla iş barındırıyor. (www.desorg.org)

Toni ve arkadaşları her bir buçuk yılda bir, ellerinde toplanan yeni malzemelerden oluşan, alarm ve fakat aynı zamanda ümit veren bir tema altında bir de festival kotarıyorlar. İşte aşağıda adresi olan metin geçen mayısta yayınladıkları ‘Biz bu festivali niye yaptık?’ metni.

4. Dünya Savaşı’nı gösterdiğimiz yıl, Toni’yi !f’e davet ettik ve bir sürü konuştuk. Ertesi yıl biz gittik festivale. Barselona’da belediyenin kültür merkezine ait bir salonda yerlere yastıklar atılmış. Her gösterime en azından 300-400 kişi sığışıyor. İzlenenler ağır, insanlar sanki her yerde olduğundan daha birlikte. Oradaki kabilelerle tanışmak büyük keyifti bizim için.

Toni, kendini yüksek sesle öyle tanımlamaktan hoşlanmasa da bir sufi. Yılın yarısını Barselona’da festival yaparak, diğer yarısını Fas’ta karısı, çocuğu ve ailesinin geri kalanı ile birlikte bir köyde geçiriyor. Toni ve Ovni, bana aktivizm ile yaratıcılığın, yeni bir dünya istemekle güler yüzün, ‘hayır!’ demekle hayatı olumlamanın aynı cümlede ve derin bir nefesle söylenebileceğini, söylenmesi gerektiğini hatırlatıyorlar.

İstanbul’da evlerin, sokakların ve meydanların biber gazı ile dolduğu şu saatlerde Toni’nin yazısından bir paragrafı çeviriyor, adresini veriyor ve film programlamaya devam ediyorum:

‘Sloganlar için önerimiz: Bitkileri örnek alın! Asfalt ve betondan oluşan bir dünyada, hiç beklenmedik yerlerde çatlaklarda yaşayan, yağan yağmuru emerek atılmış topraktan beslenen bitki türleri görüyoruz. Zaman zaman bu bitkiler, zaman zamansa ağaçların kökleri çatlaklar yaratıyor, asfaltın belvermesine neden oluyor. Bitkilerin binaları sardığını, duvarları aşıp onları yok ettiğini de gördük. Diğer bir yandan bitkilerin çok eski bilgileri barındıran kalıntıları, balta girmemiş ormanlardaki tarihi tapınakları bir arada tuttuklarını, onlarla birleşerek sanki onları tamamladıklarını da gördük. Buda’yı meditasyon yaparken gören ve sokmak yerine ona barınak olup yağmurdan koruyan kobra yılanı gibi. İşte bu görüntü unuttuğumuz bir anlaşmayı hatırlatıyor bizlere: doğa ile insan ve doğa ile bilgi arasındaki yumuşak devamlılığı aklımıza getiriyor, tüm sözcüklerin üzerinde uçuşarak bize görünürdeki çeşitliliğimizi ve özdeki birliğimizi hatırlatıyor’

http://www.desorg.org/dev/index.php?option=com_content&view=article&id=36&Itemid=417&lang=en

+ There are no comments

Add yours