Belgeselin kadınları, kurmacanın erkekleri


Yazı için Documentarist ekibinden Necati Sönmez’e teşekkür ederiz

hangi_insan-haklari_afisBelgeselcilerin, kadınları daha çok zayıflıklarıyla anlatmak gibi bir eğilimi var: Ezilen, horlanan, katledilen, tecavüze uğrayan ‘kurban’lar olarak kadınlar… Bunların gerçeği yansıtmadığını kimse söyleyemez, ama eksik olduğu kesin. Bir de güçlülük timsali kadınlar var ki onların sesinin duyulması ayrıca önemli; çünkü yılgınlığa karşı umudu temsil ediyorlar.

DOCUMENTARIST’in bu sene 8-11 Aralık’ta gerçekleşecek yavru festivali Hangi İnsan Hakları?’nın odağında onlar var; türlü baskılara direnen, kendilerini özgürlüğe adamış ve sırf bu yüzden büyük bedeller ödeyen kadınlar. Bunların hepsi Aung San Suu Kyi kadar ‘şanslı’ değil maalesef; dünyanın ilgi odağı olmak bir yana, isimleri dahi anılmaz. İşte size bir örnek: Irom Sharmila. Hindistan’ın Manipur eyaletinde yaşayan bir şair ve aktivist. Hindistan merkezi yönetiminin 1958’den beri o bölgede uyguladığı olağanüstü durumun kaldırılması, kıyım, baskı ve aşağılamaların son bulması talebiyle, 10 yıldır narin bedenini koskoca bir devlete siper etmiş durumda. “Manipur’un demir leydisi” Irom, geçtiğimiz 4 Kasım’da açlık grevinde 10. yılını doldurdu. (Yanlış okumadınız!) Mücadele yöntemini tasvip eder ya da etmezsiniz, ama kararlılığı ve cesaretiyle Irom çoktan mitolojik bir kahramana dönüşmüş durumda. Yüreğiniz kaldırırsa buyrun, üç yıl önceki haliyle, 9 dakikada özetlenen hikayesini  izleyin.

Eğer bir anlamı olacaksa, bu senenin “Hangi İnsan Hakları?” etkinliğini Manipurlu şaire, Irom Sharmila’ya adamak isteriz.

Hangi İnsan Hakları? sorusu sadece kadınlar için sorulmuyor. Çocuk Hakları başlığı altında, Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni madde madde yüzümüze çarpan çocuklar var bir de. Trafikte araba camlarını temzileyerek aile geçimine katkıda bulunan ve “Gülümsersem daha çok para veriyorlar” diyerek riyakarlığımızı sergileyen Anna ya da kimlik kartı dahi yokken dünyayı gezme hayalleri kuran Mustafa gibi…

Medyamızın adını ağzına almak istemediği “PKK’lı Alman terörist” Andrea Wolf vakası var, sonra. Hito Steyerl’in “Kasım” filminde ilk kareden itibaren boğaza yerleşen bir yumruk eşliğinde izlediğimiz Andrea’nın hikayesi, yönetmenin araya Sergey Eisenstein, Jean-Luc Godard, Costa Gavras hatta Bruce Lee’den referanslar serpiştirerek çocukluk arkadaşına yaktığı müthiş bir ağıt niteliğinde. 2004’te yapılmış bu filmin bugüne kadar Türkiye’de hiç gösterilmemiş olmasının ayıbını neye bağlamalı? İçinde PKK, Kürt gibi cız sözcüklerin geçiyor olmasına herhalde… Filmde kurmaca belgesel ilişkisine dair çok hoş akıl yürütmeler var. Birisi şöyle: “Gerçek şu ki, yalnızca kurmaca filmlerde, kadınlar erkeklerden daha güçlü.” DOCUMENTARIST – Hangi İnsan Hakları?, çoğunluğu bunun her zaman böyle olmadığını göstermek üzere seçilmiş filmlerden oluşuyor. Vu bunları hepinizle paylaşmak için can atıyoruz!

1 comment

Add yours
  1. mustafa uzuner

    Gercekten cok iyi bir program olmus! Hemen, gitmeyi dusunenler icin ziyadesiyle etkileyici Rachel’i ve gecen senenin en ilginc Turk filmi oldugunu dusundugum Ozlem Sulak’in 12 Eylul’unu tavsiye edelim. “Jaffa, the orange’s clockwork” ve Kasim da haklarinda cok iyi seyler duyup/okudugumuz epeydir zulada bekleyen filmlerdi.

+ Leave a Comment