Bebek tozu, melankoli ve kameraya bakmayan çocuklar. Ya da Pirjo Honkasalo.


087starflakepowderpinkpearl1Çok güzel hikayeler anlatan biri bana bebek tozu diye birşeyden bahsetmisti. Yerli yersiz devamlı aklıma gelir yıllardır. Bebekler başka diyarlardan geliyorlar biliyorsun demişti; dolayısıyla o diyarların bilgisine sahiptirler. Buraya gelip de oraların bilgisini – olması gerektiği gibi hayatın bilgisini — bize hemencecik anlatmasınlar diye, alemlerin düzenleyicileri iki yola başvurmuşlar. Bir, bebeklerin ilk doğduklarında konuşamayacaklarından emin olmuşlar, bu dünyanın dilini öğrenene kadar, başka diyarların hikayelerini unuturlarmış nasılsa. İki, bebeklerin üzerine bebek tozu serperlermis bu tarafa gelmeden önce, oraların kokusunu buraya taşımasınlar diye; kokunun bilgisi de bilgidir çünkü. Bebekler o yüzden bebek gibi kokarlarmış işte, ancak yıllar sonra, o toz bebeklerin üzerinden gidince bu dünya gibi kokmaya başlarlarmıs. İşte o zamana kadar, ne zaman bir bebeğe sarılsak, nerede bebek tozu üzerimize sürünse bizim ruhlarımıza iyi gelirmis.

Geçen yaz documentarist’te Melankolinin Üç Odası’na gittim.

St. Petersburg’un ve Grozni’nin savaş yetimi çocuklarının çoğunlukla sessiz ve fazla söze hacet bırakmayan görüntüleri. Birinci ‘oda’da, ‘Özlem’ var. Savaşta ve yoksullukta ölmüş, hastalanmış, akli dengesini yitirmiş anne ve babaların çocuklarının sokaklardan kurtuluşu: askeri bir kampta, askeri bir disiplinle hiç anlamadıkları bir savaşa hazırlandıkları oda burası.

7484İkinci odanın ismi ‘nefes’. Grozni’nin bitmiş sokaklarından geçiyoruz, durgun durgun kameraya bakan sokak köpekleriyle göz göze geliyoruz, yıkık bir binanın içinde, bir anne ve üç çocuğunun birlikte geçirdikleri son 15 dakikaya misafiriz. Çocuklardan en büyüğü, belki 6 yaşında, bir yandan ağlıyor, bir yandan hırkasının koluyla annesinin göz yaşlarını silip duruyor. Anne hasta yatakta, baba ölmüş, bu çocuklara bakmak gerek. Grozni’den biraz uzakta, o zaman bağımsız bir cumhuriyet olan Ingushetia’daki yetimhanenin ‘annesi’ bu çocukları toplamaya gelmiş. Bu 15 dakikanın sonunda çocuklar odadan çıkıyor, kamera bir süre daha öyle yatan anneyle kalıyor odada.

Üçüncü oda – ‘hatırlamak’ – yemyeşil alanların ortasında bir yetimhane. Çadır galiba. Hiç unutmayacağımdan emin olduğum anlar, çocukların uyanırken halleri. Yakın plan yorganın altında çıkmış 6 yaşında bir çocuk ayağından daha gerçek bir şey var mıdır? (‘Hadi kızım, hadi, bak okula geç kalacaksın diyen annemin sesi uzaktan gelir, benim gözler cırt cırt açılmaz bir türlü’) Sabahın ilk ışıklarında, yakın plan, bir türlü uyanamayan çocuk görüntüleri.

Bir türlü uyanamayan, bizim dilimizi konuşamayan, olan biteni anlamayan, anladığını bildiğini de bizim anlamadığımız çocukların yakın plan hallleri.

Bebek tozunun kokusunu almıyoruz.

Hem nasıl olur, hiç kameraya bakmıyor bu çocuklar? Belli ki, askeri kamptakilere bakmamaları emredilmiş, anneleriyle son dakikalarını yaşayanlar kameranın farkında bile değil, yetimhanedekiler başka bir yerlere geri dönmüşler. Hiç biri konuşmuyor tabii- bize başka bir şeylerin bilgisini vermiyorlar – niye versinler ki, bizim hatırlayasımız yok belli ki.

Buraya gelince neyi unutuyoruz gerçekten?

Yönetmen Pirjo Honkasalo belgeselle ilişkisinden söyle söz etmiş :

‘Gerçekler beni ilgilendirmiyor, çünkü düşüncenin kendisini hiç bir şeye yapışmayan ve tutunmayan rahatsız edici bir köpük gibi görüyorum; ama uyumadığım ve rüya görmediğim anlarda, insan kabilesinin hayatını nasıl geçirdiğini, tarihini nasıl şekillendirdiğini, ve hep insanlık durumunu geliştirmeye niyetliyken, allak bullak, kendi kanında yuvarlanan, kentin içinde yolunu yitirmiş, mezarlık çitlerinin üzerinde oturtulmuş bir geyiği andıran insanın bu niyetini nasıl ifade ettiğini anlamaya çalışıyorum. Böyle olmamalı. gallery_honkasalo32

Avrupa haklı öfkeleriyle başa çıkabilmek için bir çeşit rahmete gereksinim duyan insanlarla dolu. Haklı öfke, ayna misali, kendilerine yansıyor. Ve hayat bir adalet divanı değil; burada adalet değil, hayat hüküm sürüyor. Hayat kaostan bir sarmal gibi yükseliyor, bir an için bir nizamı varmış izlenimi veriyor ve aşağı doğru bir sarmal oluşturarak yepyeni bir kaosa kıvrılıyor.

Düşmanların simgelerinden sıyrılmak haklılığı olduğu gibi rahmeti de kabullenmekle mümkün. Rahmet ise, aklın ve mantığın dışında – yani nefret etme dürtüsünden sorgusuz sualsiz bir kurtuluş.’

PS. VAR MIDIR ACABA PIRJO HONKASALO’NUN YENİ BİR FİLMİ? ;)

2 Comments

Add yours
  1. Serra Ciliv

    pirjo honkasalo alıntısının inglizcesni de koymak istedim- benim cevirime kalmasin …

    ‘I don’t care for truths, for I see all thought as roiling foam that adheres to nothing nor holds fast; but in the time when I am not asleep or dreaming, I wish to know how the human tribe leads its life, shapes its history and expresses its will, which always seeks to improve the human condition and yet wallows, bewildered, in its blood like some elk gone astray in the city and impaled on the spikes of a cemetery fence. It should not happen this way.

    Europe is filled with people who need grace of some kind to cope with their righteous rage. The righteous rage turns, a reflection, against them. And life is no court of justice; justice does not prevail, life does. It rises out of chaos in an ascending spiral, briefly appears to have structure, and descends in the curve of a downward spiral toward fresh chaos.

    Stripping away icons of the enemy calls for the acceptance of grace along with righteousness. Grace is illogical and irrational – in other words, a profoundly gratuitous liberation from the compulsion to hate.’

+ Leave a Comment