Bazen ağlayarak güçleniyoruz biz.


Uluç dün gece çekmiş bunu.

Uluç dün gece çekmiş bunu.

Dün gece çok geç bir saatte omuzlarım düşmüş, moral sıfır, aklım Gezi’de eve dönerken, bir arkadaşımla karşılaştım. ‘Neyin var?’ dedi. ‘Nasıl neyim var?!’ dedim. ‘Bu kadar şiddet karşısında ne yapabiliriz ki, adamlar mahvediyorlar bizi, parkı.’

‘Sen yoksa savaş taktikleri eğitimi mi almıştın?’ diye sordu, gülerek. ‘Silahın filan vardı, çekmecenden çıkarmak için bugünü bekliyordun, örgütlüydün ve yoldaşlarınla birlikte yıllardır böyle bir meydan muharebesine hazırlanıyordunuz belki de?’ Dolayısıyla da böyle şiddet dolu bir savaşta bastırmak, yok etmek, ezmek için yola çıkmış polislerle başa çıkabilmemiz gerektiğine mi inanmıştın?’
‘Yok,’ dedi Ali, ‘bizim yolumuz bu değil. Yapmak durumunda kaldığımız için savaşıyoruz parkta, sokaklarda, ama gücümüz başka yerde bizim’.
Bugün Gezi’ye gitmedim daha. Önce bir gidip, biraz ihtiyaçlar hakkında bilgi alıp, biraz muhabbet edip, dün sabaha kadar orada kalanları öpüp, sevip, sarılıp (aslında biraz da ağlasak, rahatlar mıyız azıcık?) sonra günün geri kalanı ne gerektiriyorsa, onu yapıcam. Bostanı toparlamaya başlamışlar bile birileri, kurtarabildikleri fidanları başka yere taşımaya çalışıyorlarmış.
Bizim gücümüz böyle. Sarılmaktan, dinlemekten, ihtiyaçlar etrafında o anda toparlanmaktan, birlikte polisi delip Gezi’ye ulaşmaya çalışmaktan, bazen korkup yarım cadde geri kaçmaktan, aynı anda da Ali’nin dediği gibi, içimize sinen, yaratıcı, kararlı, sabırlı yollardan geçiyor bizim yolumuz. Bu daha başlangıç.
bunu da ben cektim. ogleden sonra saatlerinde, gece dayağımızı yemeden önceydi.

bunu da ben cektim. ogleden sonra saatlerinde, gece dayağımızı yemeden önceydi.

Bu minvalde;
  • Gönülleri ferah, zihinleri diri tutalım, en ne yapacağımızı bilemediğimiz anda yanımızdaki kardeşimizi dinleyelim. Bir sürü fikir çıkar bizden, her birini salim kafa ele alalım.
  • Kendimizi iyi izleyelim, iyi bakalım kendimize ve birbirimize. Zihinsel travma, çaresizlik, derin korku, konsantre olamama, irite olma hali gibi semptomlarla birlikte gelirmiş. Kendimizi ve yanımızdakileri suçlamaya meyilli olabiliriz zaman zaman, aman diyelim.
  • Alanımızı koruyalım. Yani hem parkı, hem sokakları, hem sevgi ve saygı halini. Dışarıdakilerin başka şeylere inanmasını güzelliğimizle engelleyelim. RTE kendini rezil etti, bir de bakarsınız güzelliğimizle bir sonraki seçimlerde RTE’nin oy kaybına daha da çok katkıda bulunuruz.
  • Anaakım medyanın şu anda bize verdiği derslerin şimdiye kadar yaratılan bütün düşmanlıkları yok etmek için kullanalım.
  • Birlikteliklerimiz konusunda net olalım: Esnaftan alışveriş edelim, güvendiğimiz medyanın  arkasında olalım, parkta birbirimize hizmette kusur etmeyelim.
Kırılıganız biz, unutmayalım. Bir o kadar da uyanık kalalım.
solidarity7(1)
Son bir alıntı:
”Kırılganlık, tek gerçek varoluş halidir. Kırılgan olmak yaralanmaya açık olmak anlamına geldiği kadar, mutluluğa, zevke de açık olmak anlamına gelir. Yaralara açık olmak aynı zamanda lütufa ve güzelliğe de açık olmaktır. Kendi kırılganlığını ne sakla ne de inkar et: o senini en kıymetlin. Kırılgan ol: korkuyla titre ve sarsıl. sana gelebilecek olan yeni lütuflar, ihsanlar, güzellikler ancak sen kırılganken,  yani açıkken gelebilir.”
Stephen Russell, Barefoot Doctor’s Guide to the Tao: A Spiritual Handbook for the Urban Warrior

1 comment

Add yours

+ Leave a Comment