Aysel!

Aysel!


ölüm ne acayip bi şey. yakınlarının ölmesi başka, yıllar önce hayatına girmiş ama adını bile unuttuğun ama ölüm haberiyle birden yüzüyle, adıyla, yaşanan kısacık da olsa anlarla birlikte kafaya düşen insanların ölmesi başka… ama en şaşırtanı; hiç tanışmadığın, tanımadığın, yüzünü yalnızca fotoğraflarda gördüğün, sesini sadece kayıtlardan duyduğun ama hayatıyla, yazdıklarıyla, çizdikleriyle, çektikleriyle en yakın arkadaşın oluverdiğini ölünce iyice anladığın insanların ölümüne üzülmek ve dahası, onları özlemek daha başka…

aysel gürel de öyle biriydi işte benim için.  dünyanın korkunç bir yer olduğunu sanan biz çocuklara, hayata geçirdiği tırnaklarıyla umut veren; kah pembe kah mora boyadığı saçlarıyla bize, sıradan olmamanın aslında ne güzel bir şey olduğunu söyleyen; annelerimiz, babalarımız ve komşularımız için ‘mahallenin delisi’nden ibaret, bizim içinse kahraman olan; sözlerin bir bıçak gibi delip geçeceğini de iyileştireceğini de kanıtlayan kadındı o. aysel’di!

elif’in dediği gibi; o bu ülkede ‘kelimeyi bulan insan’dı da… sözleri hep cebimizdeydi, her yere onları taşıyorduk. ya yaralarımıza merhem yapıyor, ya çok canımız acıyorsa boğazımızı acıtmasından zevk ala ala, bağırarak söylüyor, ya da ‘amannn, hepsi geçer’ deyip dans ediyorduk. velvet goldmine’da çocuğun, ailesinin cıkcıklamalarına inat, televizyon ekranında gördüğü adama (david bowie) bakıp hayran kalması ve onun gibi olmak istemesi gibiydi aysel’in görüntüsüyle karşılaşmak. dünya küçük değildi, kocamandı ve özgür olmak, saçlarımızı boyamak, istediklerimizi giymek, istediğimizle öpüşmek, sevişmek istiyorduk ve bu mümkündü!

hayır, aysel’le ne yazık, hiç tanışmadım, ve ne yazık, karşılaşmadım bile! ama tanıyordum onu; hep hayatımdaydı, bana ilham veriyordu, beni besliyor ve dışarıda işaret parmağını suratıma sallayan birçoklarına karşı koruyordu. ursula gibiydi yani, bowie gibiydi, nina, amy gibiydi. hayatın karalığına sözleriyle direnmeye çalışan, kendi yükleri yetmezmiş gibi bizi de ayakta tutan tuhaf insanlardan biriydi. ve iyi ki varlardı ve onlar sayesinde tuhaf olmak güzel, gurur duyacağımız bir şeydi.

aysel’in doğum gününün bizim için bir diğer anlamı da, onun yarattığı en güzel şeylerden biri olan kızı müjde ar‘ın katılacağı ‘hayatın yırtıldığı yer’ sohbeti. tuğrul eryılmaz soracak, müjde ar konuşacak. rüya gibi! o yüzden cuma günü de gözünüz !f’te olsun.

fotoğraf: gzone mag, şubat 2016

+ There are no comments

Add yours