aşkın gününe değil, her haline bir kutlama

aşkın gününe değil, her haline bir kutlama


[kapak fotoğrafındaki enstalasyon: cœur au repos (dinlenen kalp), anette messager, 2009.]

 

bugün bu sevgililer günsü şeysinde bazı hissiyatlar;

betonla örülen taksim meydanının ortasında dünyanın en zevksiz kalbi var, istanbul metrosundaki ekranlarda kedilerin kirpilerle oynadığı tatlı videolar dönüyor. aynı ülkenin çok da uzak olmayan cizre’sinden delik deşik olmuş evlerin görüntüleriyle aynı zamanlara denk geliyor bu metropoldeki cicilikler. bir yandan da zaten sorun yokmuş gibi işte festivallere partilere devam ediyoruz. n’apalım, evde her şeye küsüp oturmaktansa işimizi yaparken birilerine dokunarak daha barışçıl, göstermelik değil içten aşkı yaşayan yeni bir genç nesilin gelmesini ummaktan başka elimizden bir şey gelmiyor.

bu sevgililer günü olayından aşırı sıkılmış, her yerde beyaz insanların zengin ve ‘hayranlık uyandırıcı’ aşkının anlatıldığı hikayeleri görmekten içine buhran gelenlere yaklaşan festivalden birkaç film önerisi yapmak istiyorum.

The Diary of a Teenage Girl01The Diary of a Teenage Girl; Türkçe’ye ‘Bir Genç Kızın Gizli Defteri’ diye çevirdik; İpek Ongun’un benim ortaokul yıllarımda tüm sınıfın elinde olan romanlarından esinlenerek. Hala okunuyorlar mı? Emin değilim. Benim de en az bir tanesini okumuşluğum var Ongun’un serisinden ve dürüstlerdi diye hatırlıyorum; ancak bu defterin cesareti Ongun’unkileri birkaç asır geride bırakıyor. Her ne kadar aynı dönemlerde yazılmış olsalar da… Kadınların cinselliği konuşulmaya başlandığında evdeki kedinin saklandığı adı ‘ana-‘ ama erkek egemenliğiyle ‘-dolu’ kültürümüze bir hayli ağır gelecek ama bir o kadar da önemli bir hikaye.

Ceset02Ceset; kimilerinin ‘töbe töbe’ diyeceği türden ancak kimseye zararı olmayan ‘tuhaf ve de az arızalı’ bir aşk bu. bünyesi hassas olanlara ilk başta fazla gelebilir ama bir süre sonra Mehmet Yılmaz Ak’ın oyunculuğu ve Pınar Sinan’ın kamerası öyle bir ahenkli akıyor ki aşk her zaman olduğu gibi en hassas izleyecinin kalbinde de kazanıyor. Programlanan ilk gösterimin biletleri tükendi, ek gösterim biletleri 15 Şubat Pazartesi’den itibaren satışta. 

Loev (Akş); bunun için ben bir şey yazmayacağım, altta filmin yönetmeni sevgili Sudhanshu Saria‘dan kısa süre önce bize gelen mesajın çevirisini okuyabilirsiniz.

Loev00”Sevgili !f ekibi, bu filmde gay sinemasının klişelerini (güzel çocuklar, six-packler, duygusal coming-out sahneleri, kitlesel linç edilmeler vb.) ve de Hint bağımsız sinemasınınkileri (yoksulluğun duygu sömürüleri, burnu akan çocuklar, köyler vb.) bulamayacaksınız.

Filmi yapmaya başladığımızda Hindistan Yüce Divan’ı ilgili yasayı feshederek eşcinselliği Hindistan’da tekrardan suç ilan etti. Çekimlerin çoğunu dini yerlerde ve devlet arazilerinde yaptığımızdan tüm prodüksiyonu tamamen gizli ve sahte bir senaryo kullanarak gerçekleştirdik.

Son olarak, ve belki bundan haberdarsınızdır, başrol oyuncumuz Dhruv Ganesh’i (Sahil karakterini canlandırıyor) film bittikten kısa süre sonra tüberküloz nedeniyle kaybettik. Tüm bunları anlatmamın sebebi Akş’ın nasıl cesur bir ekip aşkıyla yapıldığını kendim orada olarak seyirciye anlatamayacak olmam. Sevgiler.”

Nasty Baby01Nasty Baby (Yaramaz Çocuk);  bu sefer ortada iki kişi değil bir arkadaş grubunun aşkı var. moda biliyorsunuz şimdi ABD’de same-sex evlilikler ve sonrasında birçok farklı çocuk sahibi olma yöntemini konuşmak. öyle mi yapsak böyle mi… Neyse bu sıralar çok fazla bu hikayelerle karşılaştığımdan ya da düpedüz kıskandığımdan bilmiyorum böyle negatif başladım; ancak Nasty Baby’de bambaşka bir şey var. Tüm bu çocuk yapma, yapmama, kimle yapma vb. soruları önce bir sanat eserine ilham veriyor derken bir bakıyoruz sanat eseri çocuk olaylarına asıl ilhamı vermiş. Bir mahallenin, bu hikayede Brooklyn, hep birlikte yaşadığı bir aşk masalı bu. funfact: Kristin Wiig burada ve listenin başındaki The Diary of a Teenage Girl’de bambaşka iki insana hayat veriyor. 

sevgililer günü kolajDaha fazla yazmaya şu an yorgun bedenim izin vermiyor. Ama uzun uzun bahsedemeden de olsa aşkı bambaşka yaşayan filmlerden The Invitation (Davet), The Hunger (Açlık), Love 3D (Aşk 3D) ve A Bigger Splash (Sen Benimsin) ve bu yıl !f Gökkuşağı Partisi’ne ilham veren Desire Will Set You Free (Arzu Seni Özgür Bırakacak), Les Deux Amis (İki Arkadaş), James White‘ı da eklemem lazım.

Herkese katlanılabilir bir gün ve her aşkın barış içinde yaşandığı bir gelecek diliyorum.

!f İstanbul 18 Şubat Perşembe günü başlıyor, görüşmek üzere, sevgiler…

+ There are no comments

Add yours