Artık film izleyemiyoruz, yaşasın diziler!


large_fringe-castŞimdi festivalin sitesine girip baktım. 40 gün 16 saat 22 dakika ve 23 saniye kalmış festivale. Bu şu demek oluyor: artık film izleyemiyoruz:) Önce film seçimi, sonra katolog yazıları, !f kare, hangi kategoriye ne girer, hangi iyi film elenecek derken gecede üçe varabilen film izleme hallerinin, coşkudan mal gibi bakıp kalmaya giden doğal bir akışı var.

Böyle zamanlarda ihtiyacın olan o zihinsel boşluğu, ne kendini sokaklara atmak, ne arkadaşlarla buluşmak ne de spora falan filan adamak sağlıyor. Çözüm yine ekranda! Bütün yıl burun kıvırdığın televizyon dizilerini izlemenin tam zamanı. Pelin de sardı. Serra ve Hakan hemen başlamalı.

İyi ki Fringe var! İki gecede 9 bölüm izledim. Üçüncü sezon gösterildiği kadarıyla bitti. Kafamın içindeki bütün kalabalık dağıldı sanki. Zihnini yormadan, anlamaya çalışmadan ekrana üç saat fokuslanmak. Meditasyon tanımı öyle bişey değil miydi?

Fringe’i hafife aldığım yok elbet. Çok sıkı bir dizi olduğunu düşünüyorum. Kredisi ödüllerle verilmemiş, her sezon devamı olacak mı diye endişe ettiğin, oldukça iddialı bir senaryoyu amerikan görkemi yerine iskandinav sadeliğiyle işleyen, harareti, vesveseyi sevmeyen, azıcık soğuk duran, yere bakan yürek yakan bir dizi.

Olivia Dunham (Anna Torv) şimdiye kadar izlediğimiz en hoş kadın ajan olabilir. Kadın polis tiplemeleri ya fazla seksi, ya fazla taşaklı olur hani. Hep bir onun kadın olduğunun altını çizme hali, bir ispat. Şaşırtmalıdır sanki bizi o kadın illa, tek olduğunu hissettirmelidir o alemde. Dunham ise akıllı ama yumuşak, güzel ama giyimi kuşamı neredeyse androjen, derin, sezgileriyle hareket eden, işi gereği dövüşmeyi de bilen bir kadın ajan. O alemde dişi ya da erkeksi değil, tam kadın olarak varolan biri.

Peter Bishop’ın (Joshua Jackson), ilk sezonun sonunda Dawson’s Creek imajını zihnimizden silmiş olması bile büyük başarı. Giderek daha da iyi oluyor. Walter Bishop’u (John Noble) anlatmak çok zor. İzlemek lazım. O nasıl ödüllerden mahrum kalır hele, anlamak hiç mümkün değil. Konu, açıklanamaz garip olaylar. Her bölüm kendi içinde bir hikaye ama o hikayeler bizi yavaş ve derinden büyük hikayeye götürüyor. Ve evet aşk da var, komiklik de var. Hepsi yine nevi şahsına münasır.

Ama işte, dizi ne kadar sıkı olursa olsun, dizi seyretmek vs film seyretmek olunca olay, arada şu fark oluyor: İlki zihni boşaltıyor, öteki besliyor. Ve zihin kalabalıkken iyi bir dizi gibisi yok.

2 Comments

Add yours
  1. Emrah

    ‘Dizi zihni boşatıyor, film besliyor’a her zaman katılmasam da (porno kadınları aşağılıyor gibi olmuş biraz), Fringe’in nasıl bir şeye dönüştüğüne ben de hayran oluyorum. Hele bizi 2 sezon boyunca tamamen yepyeni bir yapıya hazırlamaları çok dahiyane bir şekilde tasarlanmıştı. Yatırımın karşılığının ne olduğunu Lost’ta göremesek de Fringe’de gördük hiç olmazsa. En büyük isteğim, daha fazla Astrid!

  2. Nihan Beyit

    Fringe in yeni sezonunun çekilip çekilmeyeceği henüz belli değilmiş. O kadar uyduruk dizinin yüzlerce bölümü çekilirken Fringe e yapılan haksızlık. X files bittikten onca zaman sonra Fringe hepimize iyi gelmişti . Fringe in hastasıyız diyorum.

+ Leave a Comment