“Amerikan bağımsız filmi için mumblecore kelimesi bir şans oldu” – Joe Swanberg


Yeni nesil Amerikan bağımsız sinemasının önemli isimlerinden biri olan Joe Swanberg her şeyden önce çok hoş sohbet. Hem mütevazi, hem de komik. All the Light in the Sky‘ın yönetmeniyle dün gece Mini Müzikhol’deydik. Bu gece Açılış Partisi’nde çalacak Bar25 DJlerini dinlerken bir yandan da lafladık.

All the Light in the Sky bugün 19.00’da Fitaş’ta. Filmin ardından Joe ile sohbet şansını kaçırmayın deriz.

joeMumblecore çok duyulup pek bilinmeyen bir kavram, bu akımla anılan bir yönetmen olarak sana göre mumblecore nedir?

Aslında benim için yıllar içinde çok anlam değiştirdi. Birçok yönetmenin işini aynı potada erittiği için biraz itici geliyordu sanırım ve bu yüzden başta nefret ettik bunun ortaya çıkmasından. Ama şimdiye gelirsek, bu kelime için minnettar olduğumu söyleyebilirim. Düşük bütçeyle çekilen ve ünlü oyuncuların yer almadığı çok fazla küçük Amerikan bağımsız filmi için mumblecore kelimesi bir şans oldu; çünkü insanların bu filmleri izlemesi için merak ve bu filmlerin kolayca konuşulabilmesi için bir ana kavram oluştu. İlk başta sanırım küçük filmler, doğaçlama diyaloglar, daha otobiyografik hikayeler, yönetmenlerin aynı zamanda oyuncu olarak kamera önüne geçtiği, el kamerasıyla çekilmiş ve kurmaca ile belgesel tekniklerinin iç içe geçtiği filmlerden bahsediyorduk “mumblecore” derken.

Uzun süre düşük bütçeli filmler çektin ve oyuncular çoğu zaman arkadaşlarından oluşuyordu. Son filmlerinde ise büyük bütçeler ve ünlü oyuncular görüyoruz. Senin için nasıl bir değişiklik oldu, hala aynı amatör heyecan ve zevk devam ediyor mu?

Nasıl film yapacağınızı öğrendikten sonra bunu heyecanlı tutmak için önününüze hep yeni engeller ve zorluklar koymanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Benim için profesyonel oyuncularla çalışmak ve sette onlarla kurduğum iletişim yeni bir sınav oldu. Daha fazla parayla çalışmak konusuna gelince, böyle hissedeceğimi öngörmüyordum ama garip bir şekilde çok özgürleştirici bir durum olduğunu söyleyebilirim. Daha önce sadece erişimim olanı hayal etmekle yetinmek durumunda idim, şimdi biraz daha büyük hayaller kurabiliyorum. Daha büyük bir bütçe kafamdakini görüntüye aktarmak için kullanabileceğim şeyleri arttırıyor, ve bunun ne kadar rahatlatıcı olduğunu bilemezsiniz. Ama bunun yavaş yavaş bu hale gelmesinden ötürü de mutluyum, ve bu şekilde işime devam ettikçe organik bir şekilde daha fazlasına erişebilmek hoşuma gidiyor.

All the Light in the Sky’da Jane Adams ile çalıştınız, filmi izleyen herkes Adams için çok otobiyografik bir hikaye olduğunu düşündü. 40 yaşını aşmış bir aktrisin Hollywood’da yaşadığı zorluklardan bahsederken, gerçek hayatta da benzer bir durum yaşayan bir oyuncuyla çalışmak nasıldı, hem senin hem onun için?

Jane ile ilk ‘Alexander the Last’ ile başladık beraber çalışmaya ve aslında da bu film de onun hayatıyla çok alakalıydı. Bu şekilde devam etmek gibi bir fikir vardı aslında ama Jane için araya ‘Hung’ dizisi girdi ve sonra bu fikire ‘All the Lights in the Sky’a kadar biraz ara vererek ‘Silver Bullets’ı yaptık. Hollywood’da aktrislerin gerçekten 30 yaşından sonra iş bulması çok zorlaşıyor, filmin konusunda kendi etrafımdaki kadınlardan (eşim ve annem) etkilenmiş olabilirim ama aslında “aktivist” bir film değil bu. Jane için çok kişisel olması da işi iyice ilginç kıldı. Günümüzde bağımsız film yapan yeni kuşak ana akım Hollywood’a özenir bir bakıştalar. Ben de bütçelerim artsa da eski bağımsız ruhla film çekmeye devam ediyorum, bu içtenlik ve spontanlık benim için çok değerli, sanırım izleyiciye de iyi geliyor.

 

 

+ There are no comments

Add yours