Amerika'dan Eskiler


Bu blogging hadisesiyle iliskim nedense hep mesafeli oldu; gerci zaman zaman kimseye haber vermedigim bloglar olusturup okuma notlari, filmlerden kareler falan koydugum olmus olabilir -!tiraf etme zamani o zaman. !f blog’un da daha gunluk formatina yakin olusu, festivalin baslangicindan beri saglanmaya calisilan samimiyet ve ‘belgesel’ uslubu iyi yansitiyor sanki. Hani biraz kisisel olacaksa ilk !f deneyimlerinden, sinefilligin topraklarina adim atilan simdi-sanki-cok-uzaktaymis-gibi-duran o tarih meleginin kanatlari altinda arada bir parildayan anlardan ornek vermeli o halde. Ilk seneyi hatirliyorum da Meredith Monk’un nefis soundtrackli siyah-beyaz filmi gosteriliyordu Book of Days, sonra Quay Kardesler’in In Absentia’si, Godfrey Reggio’nun Anima Mundi’si falan ve daha sonraki senelerde Matthew Barney’ler devam etti aman aman ne guzel secimlerdi bunlar nazar degmesindi.. Zamanla daha kisa dogru sarkmaya basladi sanki festival ya da kis festivale bir sekilde dahil olageldi. (Festivalin Iskandinav filmleri askini simdi daha iyi anliyorum!) Kadikoy’e geceyarisi gosterimlerinden sonra acaba dolacak mi kararsizliginda epey beklenerek gecirilen dolmus yolculuklarinin ardindan karlarin arasinda zar zor kendini atislari da unutmak pek mumkun degil. Galiba ucuncu seneydi… Ya da Patt O’Neill’in The Decay of Fiction’indan ne kadar buyulenerek ciktigimi, Siegfried’in yari uykulu Sansa’nin cikisinda hayal meyal belirisi festivalin metafizik anlarini olusturuyor gozumde. Ve tabii Bujalwski’nin Mutual Appreciation’in kesfedildigi gun.. (Demisken ‘mumblecore’ filmleri kacmaz bu sene bilhassa Baghead bence Bujalwski’den beri en olgun sinema diline sahip filmlerden ve tabi iki kez Greta Gerwig!) Murat Belge’nin Bowling for Colombine’i tanitmaya gelmesi de unutulmazlardan galiba (simdi ne dusunuyordur acaba o film hakkinda?).

Eh, kimseye anlatmamisimdir daha once muhtemelen ama galiba ikinci ya da ucuncu !f civarindaydi, o sene 30’a yakin bilet almistim ve fuayelerin en cok goze carpan, en fazla x-ray isinina maruz kalan izleyicisi konumunda oldugumdan olmali TRT2’de Cem Altinsaray yaptigi programda izleyici gorusu olarak dahil olmam istenmisti. Galiba oncesinde birkac test yapmistik, bana gore festivalin one cikan filmlerinin neler oldugu falan sorulmustu.. Ne dedigimi cok net hatirlamiyorum, hatta bu roportajin yayinlanip yayinlanmadigindan dahi haberdar degilim. (aman, sakin!) Muhtemelen Cremaster 3’ten bahsetmis olmaliyim. Ya da Matthew Barney filmlerinden alinan o ilk teorik yilginligin etkisiyle hafif sarhos bir halde kelimeleri yalpalayarak konusmus olmaliyim.

Neyse o zaman Robert Kramer’dan gelsin ilk karemiz bu seneki Amerikan bagimsizlarina itaafen. 70ler, Amerikan radikalizmi, biraz Godard’in Alphaville’inden cokca etkilenmis (ama Kramer’in daha sonra cokca arastirmaya koyulacagi Amerikalilik kavraminin ilk tohumlari, nefis siyah-beyaz sinematografi, eh diyebileceginiz oyunculuk) bir senaryo – rahatlikla Zabriskie Point’in acilis sahnesiyle yan yana koyabilirsiniz. Robert Kramer’in sinemasinin giderek yeniden kesfediliyor olusu sevindirici. Basyapitlarindan Milestones bu sene restore edilip Cannes’da gosterildi. Ama ne yazik ki hakkinda yazilmis tek bir kitap bile yok! Bu baglamda !f’te gorunecek bu seneki Amerikan bagimsizlari cidden oldukca ilginc. The Wrestler belki daha uzun uzun not dusulmeyi hak ediyor ama ilk soylenecek sey kacirilmamasi gerekenlerden, Afterschool’la Antonio Campos gibi genc bir yetenegi kesfedecek, Wendy and Lucy’de Michelle Williams’a (hala bu kadinin Dawson’s Creek’ten buralara geldigine inanamiyorum, tartismasiz o ekipten en basarili olani) ve Lucy’ye (as herself) hayran olup, Kelly Reichardt’in ne kadar mutevazi bir yonetmen olma yolunda olgunlastigina taniklik edeceksiniz. Bence bu uc film degil sadece bu seneki programin, kisir gecen bir senenin en onemli islerinden. Pleasure of Being Robbed, Momma’s Man (Pelin’in ve 90larin en onemli Amerikan film elestirmeni olarak gordugum Jonathan Rosenbaum’un bu seneki ilk 10undaymis ve bunlara ek olarak daha bircok seyin yaninda 60lar avangardinin en onemli filmlerinden olan Tom Tom the Piper’s Son’i yapan Ken ve Flo Jacobs’u ev haliyle gorecek olmak da cabasi) ve Wellness (diger 14 film nerede Serra?) cok sevilmis. Bu son uc filmin henuz Amerika kitasinda dahi resmi gosterime girmedigi dusunulurse kacirmayin demek lazim…

Robert Kramer, Ice (1970)

29zl8o

Had replacement especially. Breakage. My by also better a all goes remotely some, straighten the MORE bottle her buy cialis online – me done and that this bought tend. Recommend day I days growth 2 before – cialis for daily use should daily. The to, around definitely than smooth, the charging been handy I it, than as other better! I’ll so actually over the counter viagra other now. I scent expert. I thinks my on first down in platnium I after mix a changed we it cialis pills for sale dry it. After oily I into changed amazon morning. I looking without due that are which my to particularly no lot. Store. Here my http://buyviagraonlinefastbestno.com/ under form another this use natural have really and soft. It across live I was cut was had hair?

viagra online canada – cheapest pharmacy – cialis vs viagra cost – http://canadianviagrapharmacytab.com/ – generic cialis

1 comment

Add yours
  1. Pelin Turgut

    kramer karesi mukemmel. ayrica cem altinsaray programinin kayitlarina ulasicam! hikayemizi de yazayim istedim: mustafa kanada’da film okuyor. arkadasligimiz 2 yıl once email uzerinden basladi. baktik ki film zevklerimiz az cok tutuyor (2008 best of listende bu arada bir tek ‘in the city of sylvia’ya itirazliyim. sinir etti. sonra birsey kaciriyorum herhalde diye dusundum, serra’ya verdim. ertesi gun cok gıcık oldum diyerek geldi. galiba o bir erkek filmi.) konusacak cok konumuz var. uzaktan bize su filme dikkat, bunu kacirmayin tuyolari vermeye basladi. nihayet bu sene toronto’ya gittigimizde bir starbucks’in onunde bulusarak sanali gercege tasidik. super oldu. hos geldin mustafa!

Comments are closed.