2012 ve noktaları birleştirmek


urban-flower “İmparatorluğun gömülü aklı tek bir düşünce ile oyalanır: sona ermemek, ölmemek, gününü uzatmak.” – JM Coetzee, Barbarları Beklerken

Disney uyarlamalarının aksine eski çocuk masalları sıkça korkunçtur. Küçük denizkızı sevdiği adamla bir geceliğine beraber olabilmek uğruna ölür, deniz köpüğüne dönüşür. Kurt kırmızı başlıklı kızı gerçekten yer. Hayatın içinde karanlık olan, gölge olanla, korkuyla erken yaşta tanışalım isterler galiba. Erken 20lerde beliren bu-dünyanın-hali-ne depresyonlarına karşı bir tür erken uyarı sistemi gibi.

Felaket filmleri de benzer biçimde toplumsal bilinçaltındaki karanlıkla ilintili. (Bu konuda Hitchcock ve soğuk savaş ilişkisi bazlı harika bir film gösteriyoruz, adı şimdilik süpriz.) Çocukken TRTde sayısız kez dönen 70ler Amerikan felaket filmlerinin hafızamda bölmesi vardır mesela. Evde izlenmesi yasak olup, babaanneyle kalındığında seyredilen kabus çağıranlar. Gemi batar/uçak denize düşer/gökdelende yangın çıkar ve bir grup insan zamana karşı yarışarak hayatta kalmaya çalışır. İyi niyetli birileri illa feda edilir, şişman adam, dul kadın ve uzun saçlı hippi kesin gidicidir.

2012 bu felaket formülünün extra large ve extra bayağı bir uygulaması. (Gittim valla) Tsunamiden tut, yerin yarılmasına kadar felaketlerden felaket beğen. Bir tür Best of, 3D efektler sayesinde patlayıp çatlamayan yapıt yok. Bir ideolojik alt metni var elbet. Aileler bölünmesin, mesela. Ama filmin asıl tehlikesi tüketime dayalı yaşam biçimimizin gerçekten dünyanın sonunu getirebileceği ile ilgili yükselmekte olan sesleri tek çırpıda eritip, seyirciyi bu konuda hissizleştirmesi. N’olucak canım modu. Zizek’in geçen gün Boğaziçi’nde söylediği gibi kapitalizmin en büyük ideolojik başarısı 68’in devrimci mesajını sahiplenmesi oldu. Araba markası bile sana kendini bul diyor. Cip alırsan belki olur.

Kopenhag zirvesinde karbon emisyonlarının yarattığı ve felaketlere yol açabilecek yıllık 2 derece ısı artışının nasıl durdurulabileceği konuşuluyor. Çıkacak sonuçtan kimse ümitli değil. Istanbul’da Aralık’ta tşörtle geziyoruz. Petrol rezervlerinin sonu görünüyor. Milyonlarca arı sebepsizce ölüyor. Açlık krizi var. Her yer muhafazakarlaşıyor. Liste uzuuun. Zizek amca “Komünizmin kazanacağına hala inanıyorum” dedi ama “Ya radikal bir şey yapılacak, ya da bir tür otoriter sistemle son bulacağız,” diye de ekledi.

Korkmayalım ama olan bitene uyanık olalım. Noktaları birleştirelim.
!f’in bu seneki derdine de böylece göz kırpmış oluyorum ;)

Categories
Tags

1 comment

Add yours
  1. Deniz Tavmen

    Gemi battı, uçak düştüden farklı olarak son dönemde özellikle dünyanın toptan sonunu getiren felaket senaryolarının cazibesinin dram bağımlılarından daha büyük bir kesimde kendini göstermesini son derece güçlü bir kurtuluş hayalinden besleniyor olmasına bağlayabilir miyiz diye düşünürken Astra Taylor’ın “Zizek” belgeselinin metnine rastladım. Zizek ütopyanın yeniden icat edilmesinden bahsediyor. Camp Edward’cılarla bu iş nasıl olacak ben pek kestiremiyorum gerçi ;)

    Belgeselden bir metin;

    Bugünkü durumun tuhaflığını
    düşünün. Bundan 30-40 yıl…

    …önce hâlâ geleceğin ne
    olacağını tartışıyorduk;…

    …komünist mi, faşist mi,
    kapitalist mi, her neyse.

    Bugünse artık bunu tartışan
    yok. Hepimiz sessizce…

    …küresel kapitalizmin kalıcı
    olduğunu kabullendik.

    Öte yandan, kozmik felaketler
    bizde bir saplantı halini…

    …aldı. Yeryüzündeki yaşamın
    bir virüs ya da dünyaya…

    …çarpacak bir asteroit
    yüzünden bütünüyle sona…

    …ereceğinden korkuyoruz.
    Asıl paradoks şu ki…

    …yeryüzündeki yaşamın nasıl
    son bulacağını hayalimizde…

    …canlandırmak, kapitalizmin
    mütevazı bir kökten değişim…

    …geçireceğini hayalimizde
    canlandırmaktan çok daha…

    …kolay. Bu da “Ütopya”yı
    yeniden icat etmemiz…

    …anlamına geliyor.

    Sonrasını merak edenler için tam metin http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/375339.asp adresinde.

+ Leave a Comment