15. Tribeca Film Festivali’nin Ardından

15. Tribeca Film Festivali’nin Ardından


“Her seçim bir vazgeçiştir”–bu hayatın her alanına uygulanabilen, banallaşmış ve kaynağı bulanıklaşmış alıntı, söz konusu film festivalleri olduğunda yeni bir anlam buluyor. Zira mevzu bahis festival nerede olursa olsun, Indiewire’da en az bir saat geçirip bir süre de festival kataloğu ile boğuşarak yaptığınız programlar, bir noktada “Şu belgeselden on dakika erken çıksam, festival alanının diğer ucunda 6:15’te başlayan filme yetişebilir miyim?”lere dönüşüyor.

TFF16_campaign_Ads_15-10Tribeca Film Festivali’nin bu seneki seçkisi içinde yaşadığımız garip zamanların ruhunu distile etmiş ve 12 günlük bir programa sığdırmış gibiydi: Tarihin bu noktasında, şiddetin, terörün, ve II. Dünya Savaşı’dan beri benzeri görülmemiş bir göç dalgasının ortasında, internet ve mobil iletişimin marifetiyle bir yandan anlık acıları her zamankinden daha keskin ve derin hissediyoruz, bir yandansa aynı internetin yardımı olmadan geçen sene bu zamanlarda ne olduğunu hatırlamak oldukça güç. Festival Suriyeli mülteci krizinden (After Spring) Amerika’nın drone savaşlarına (National Bird), üreme haklarından (Abortion: Stories Women Tell, haveababy) Washington D.C.’de çete şiddetine çeteleşerek cevap veren gay ve trans gençlere (Check It) neredeyse herkese platform sunarak hem içinde bulunduğu anın ne kadar farkında olduğunu kanıtladı, hem de ayık (“woke”) rütbesini kazandı. Tekrar eden bir diğer tema ise The Ticket, The Happy Film, Dean gibi filmlerdeki “gerçek” mutluluk ve tatmin arayışıydı. Son olarak bu seneki festivaldeki filmlerin üçte birinin kadın yönetmenlere ait olduğunu da not etmekte fayda var. Tarihsel olarak ödül sezonuna dair kaygılardan uzak olması ve çeşitliliğe (diversity) önem vermesi bir yana, Tribeca Film Festivali ileriki senelerde bu özellikleriyle de büyük kardeşi, nispeten daha snob NYFF’den farklı bir noktada durabilir.

collisions-screening-vr-sundance-2016.0Bahsedilmesi gereken bir diğer konu ise “teknoloji ve gerektirdikleri” gibi bir başlık altında: Festival, bu sene Virtual Arcade programıyla ilk defa VR dünyasına adım attı. Bu yıl !f İstanbul da festival süresince bir VR sergisi ve atölyesi düzenlemişti. Tribeca’nın VR kategorisindeki altı filmin yanı sıra on beşin üzerinde virtual reality projesi de üç gün boyunca ziyaretçilere açıktı. Tribeca’nın ilk VR filmleri girişimindeki en etkileyici deneyim Smriti Keshari ve Eric Schlosser’in festivali kapatan, nükleer silah temalı, canlı müzik eşliğinde dev ekranlarda gösterilen the bomb’u oldu. Filmi tasvir etmek oldukça güç, ancak dünyada nükleer savaş adına bir sonraki adımda ne olacağını soran, Art Basel Miami’de ya da Vice’ın The Creators Project’inde kendini daha ait hissedecek bir sanat enstalasyonu olduğunu söylebiliriz. Anaakım marketing’e alerji geliştirenlerin (ben) tek kaşını kaldırarak yaklaştığı bir diğer gelişme ise Snapchat’le ortak olarak açılan Snapchat filmi başvuruları, ve festivalin son haftasonunda kazanan 200 saniyelik filmlerin Snapchat’in Discover platformunda gösterilmesiydi.

Festivalden Tavsiyeler:

Junction 48 Tel Aviv’in hemen dışındaki Filistin gettosunda ayrımcılığa rağmen ünlü ve başarılı olmaya çalışan “İsrailli-Arap” rapçi Kareem, ailesi ve arkadaşlarının hayatından bir kesit.

Dean On parmağında on marifet komedyen, yazar ve aktör Demetri Martin’in kamera arkasındaki ilk deneyimi. Anaakım ve indie projelerini dengede götürmeye and içmiş Gillian Jacobs’ın performansı ile göz dolduruyor.

The-Ticket_poster_goldposter_com_1The Ticket Son dönem Amerikan filmlerinde sıklıkla deneyimlemeye başladığımız körlük metaforunun (bir diğer festival filmi My Blind Brother ve Alec Baldwin’in post-prodüksiyondaki filmi Blind’da mevcut) özenle işlenmiş hali, Dan Stevens başrolde.

LoveTrue İsrailli yönetmen Alma Har’el’in en çok tanınan işi, Bombay Beach ününü ilk defa Tribeca’da kazanmıştı, festival boyunca dikkat çeken, müziklerini Flying Lotus’un yaptığı LoveTrue da bu boyutuyla her şeyden çok bir eve dönüş hikayesi. Har’el’in düşsel vizyonu ile birleşen üç gerçek aşk anlatısı bazen müzik kliplerini andırsa da kapılıp gitmemek güç.

After Spring Ürdün’deki Zaatari mülteci kampını konu alan After Spring, festivalin en güçlü belgesellerinden biri. 2012 kışında kurulan kamp Suriye savaşının büyümesiyle genişlerken, yönetmenler günlük hayattaki bilgi akışı içinde kaybolan önemli detaylara (Suriye savaşındaki mültecilerin %58’inin çocuk olması gibi) dikkat çekiyor ve mülteci kamplarında hayatın nötr, patronize etmeyen bir portresini çiziyor.

king cobraKing Cobra Justin Kelly’nin ilk filmi I Am Michael geçen sene !f 2015‘te büyük ilgiyle karşılanmıştı. Devam filmi niteliğindeki King Cobra gay porno endüstrisinin ve görünürde güneşli Güney Kaliforniya’nın karanlık yüzünü gösteriyor. James Franco yine başrolde.

Obit New York Times’ın prestijli cenaze makalelerini yazan takımı takip eden belgesel sadece kendi konusuna değil, Amerika’da ölümün nasıl karşılandığına ve gazetenin meşhur standartlarına da bir pencere açıyor.

*Büşra Erkara !f Blog için Tribeca Film Festivali’nden bildirdi, kendisine çok teşekkür ederiz. Yazılarına ve sosyal medya hesaplarına alttaki linklerden ulaşarak harika işlerini takip edebilirsiniz. Sevgiler…

+ There are no comments

Add yours