Ödül canavarı açılış filmimiz “Yeraltı Peygamberi” Oscar’a koşuyor

filmler, günlük altında, 09 Şubat 2010 Salı, Uluç Keçik tarafından yayınlandı. – İlk yorumu siz yapın

img-2-2Cannes Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü ve Londra Film Festivali En İyi Film ödülleri derken, Altın Küre ödüllerinde En İyi Yabancı Film adaylığı ile yeni bir patlama yaşayan “A Prophet/Yeraltı Peygamberi”nin Oscar’a doğru emin adımlarla yürümeye başlaması kimse için bir sürpriz olmadı. Fransa’nın güneyinde bir hapishanede geçen ancak neredeyse hiç Fransızca konuşulmayan bu sıradışı film iktidar ilişkileri üzerine seyrettiğimiz en çarpıcı yapımlardan biri. Bu sene festivalin açılışını da yapacak olan filmin yönetmeni Jacques Audiard’a başarılar diliyoruz.

İran kedilerinin söyleyecek çok şeyi var

!f kare, filmler, günlük altında, 09 Şubat 2010 Salı, Uluç Keçik tarafından yayınlandı. – İlk yorumu siz yapın

img-1-2Önlerine çıkan tonla yasağa ve yaşadıkları tüm imkansızlıklara rağmen İran gençliği yeraltında renkli hayatlar yaşıyor. Bu senenin proteso gösterilerini Twitter ve Facebook gibi sosyal mecralar kanalı ile dünyaya duyuran İran kedileri, kendi ülkesinde yasaklı olan ünlü yönetmen Bahman Ghobadi tarafından mercek altına alındı. Yüzlerce farklı müzik türüne uzanan ve bunu yapabilmek için gelişmiş teknik donanımlara ihtiyacı olmayan Tahran’lı gençlerin enerjisi, öfkesi ve umudunu anlatan film coğrafi olarak İran’a en çok yaklaşan gösterimiyle !f İstanbul’da. Yönetmen Ghobadi’nin bizzat katılacağı gösterimi kaçırmayın deriz.

Festival başlamadan önce hatırlamanız gereken 3 şey

etkinlikler, günlük altında, 09 Şubat 2010 Salı, Uluç Keçik tarafından yayınlandı. – İlk yorumu siz yapın

> Filmlere geç kalmayın. Gerekirse erken gelin, filminizi kataloğunuzu karıştırıp, bir kahve içerek bekleyin. Biraz sohbet edersiniz hem, iyi olur.
> Yönetmenlerin katılacağı gösterimleri kaçırmayın. Çekinmeyin, bol bol soru sorun.
> Parti biletlerinizi çok önceden alın. Kapıya kalıp üzülenlerden olmayın.

D!stopyanızı nasıl alırdınız?

filmler, günlük altında, 09 Şubat 2010 Salı, Emrah tarafından yayınlandı. – İlk yorumu siz yapın

Avrupa Birliği’nin çok da iç açıcı gözükmediği bir geleceği ve masum gözüken bir emailin dünyanın sonunu nasıl hazırladığını görmek istiyorsanız, !f D!stopya’yı kaçırmayın. Gerçi şimdilik böyle bir bölüm yok ama, ne demiş distopyacılar: ‘Gelecekte ne olacağı belli olmaz’!f D!stopya

Tüm Avrupa’nın yeraltından metro hatlarıyla birleştirildiği bir düzen, İsveç yapımı animasyon ‘Metropia’da Avrupa Birliği ütopyasından, mütemadiyen hat değiştirmek zorunda kaldığınız bir Avrupa Birliği distopyasına dönüşüyor. Gerçi Stockholm’de yaşayan Roger her gün işine bisikletiyle gidiyor ama gene de dünyanın çivisi çıkmış durumda. Japon animasyon ‘Yaz Savaşları’nda ise insanlar gelecekte tüm zamanlarını internette, Farmville yerine Oz ismindeki bir sanal ortamda geçiriyorlar.

Batı kültürünün mutlu, çiçekli gelecek fantezisi, 16. yüzyılda Thomas More’la isim buluyor, ‘ütopya.’ ‘Distopya’ sözcüğünün literatüre girmesi ise 350 yıl alıyor ve ‘ütopya’nın pabucunu dama atıyor. Edebiyat ve yıllar sonra sinema bu kavramı çok seviyor, iyi de oluyor. Fena bir geleceğin beyazperdede çok da fena gözükmediğini görüyoruz.

Distopya filmlerindeki (ve romanlarındaki) bir dolu fantezi hali hazırda gerçeğe dönüşmüş durumda (bkz. iPad, TC kimlik numarası, George Bush), ama biz gene de “Süper düşünmüş adamlar, valla olur mu olur,” demeye devam edelim. İyi bir distopya nasıl yapılır peki? Olmazsa olmaz distopya malzemelerine bakalım.

  • Dünyanın neden çivisinin çıkmış olduğunu anlatan iyi bir neden. Savaş olabilir, nüfus patlaması olabilir, küresel ısınma ya da hızla yayılan bir hastalık da fena olmayabilir.
  • Totaliter devlet. Bir türlü hormonlu komunizm diyebileceğimiz bir düzen. Bürokrasinin had safhada olduğu devletin vatandaşlarını sıkı sıkıya kontrol etmesi tercih edilir. Hele bir de duyguları, üremeyi falan da kontrol ediyorsa bu devlet, harika olur.
  • ‘2001’in Hal’i ya da Godard’ın ‘Alphaville’indeki Alpha 60 gibi süper bir bilgisayar. MacBook Pro’dan daha büyük bir şeyden söz ediyoruz.
  • Tektipleşen insanlar. Vatandaşların tektip giyinmesi hatta Logan 5 ya da sadece 5 olarak hitap edilmesi tercih edilir.
  • ‘Mad Max’ ya da ‘Fahrenheit 9/11’ de gördüğümüz gibi enerji kaynaklarının, tercihen petrolün, yok olması ya da yok olmak üzere olması.
  • Toplumsal kaos, kıyamet sonrası ortaya çıkan yeni bölgeler/sınırlar ve de şehirlerde şiddetin alıp başını yürümesi.
  • Büyük şirketlerin yönetimi ele geçirmiş olması da lezzetli bir tat sunabilir.
  • Doğanın, insanın doğayla ilişkisinin neredeyse yok olmuş olması. Burada da üreme problemleri, ailenin çöküşü araya eklenebilir.
  • Tabii bir de ‘Biri Bizi Gözetliyor’ ya da ‘Kamerayla İzdivaç‘ durumu olursa, distopyamızın tadından yenmez.

Şehirde Zen’i Arayanlara

filmler, günlük altında, 08 Şubat 2010 Pazartesi, Uluç Keçik tarafından yayınlandı. – İlk yorumu siz yapın

img-3-1Finlandiyalı yönetmen Pirjo Honkasalo’ya belgesel dünyasının Leonard Cohen’i denebilir. Son filmi ITO - Bir Şehir Rahibinin Günlüğü Tokyo’da geçiyor. Bir tapınağa kapanmak yerine bar sahibi olmayı tercih eden Budist bir rahip olan Fujioka’nın hayattaki misyonunu anlatan bu öykü bizi fazlasıyla etkiledi. Fujioka’nın hayatın anlamına dönük tutkulu arayışı, rüyalarla ve günah çıkarmalarla iç içe geçiyor. Bu günah çıkarmaların mekanı bazen bir kadın hapishanesi, bazen bir geyşa evi, bazen de Fujioka’nın Tokyo’nun merkezinde açtığı bar olabiliyor.

New York Times Red Riding’i Yazıyor “Erkekler ve Terör”

etraftan, filmler altında, 08 Şubat 2010 Pazartesi, sarp dakni tarafından yayınlandı. – 1 Yorum

New York Times, bu sene progr1974amımızda yer alan Red Riding Trilogy serisinden 1974  ile ilgili bir makale yayınladı. Manohla Dargis imzasını taşıyan yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Keyifle okuyunuz.

Çalışanın elması kızarıyor demiştim değil mi?

filmler, günlük, mutfak dedikodusu altında, 06 Şubat 2010 Cumartesi, Hakan Paşalı tarafından yayınlandı. – İlk yorumu siz yapın

Fitaş’tan ofise uğradım bir iki şey almaya. Alıp dönecektim ama burada kalıverdim.

Muftağın orta yerinde iki koca poşet. Üstünde yazar “La Cave“. İçine baktım, var içinde üç güzel şişe. Kırmızı kırmızı. Ooooh… Ölmüşlerinin canına değsin kardeşim dedim içimden. Yuvarlıyorum bir yandan dekante ederektene.

kızaran elmalar

Taktım Bade’nin state-of-art kolonlarını bir yandan da. (YouTube izleyebilmek için başbakan dahil kırkbin takla atmak zorunda olduğumuz bir ülke yaşayan biri olduğumu hatırlayarak ve hatırlatarak. Biraz bana meraklısı olduğum arkeoloji kitaplarındaki 12 yüzyıl Çin bürokrasisini anımsatarak… Önce faşizmi kitlelere gazla. Sonra onu her bir şeye bahane göster. Bu ülkede önümüzdeki 50, 100 sene içinde her türlü bireysel özgürlüklere ulaşılması iyi dileklerimle…)

Neyse siz boş verin onları şimdi. Şöyle kimsecikler yokken vereyim ben size bir iki tüyo:

Bizim zatı muhteremleri merak ediyorsanız herhangi bir gün 13:00-16:00 arası gidin Zencefil’e görürsünüz nur cemalini. Misal ben hiç merak edip gitmem çünkü ofiste görüyorum zaten sürekli.

Antoine diye dünya tatlısı bir filmimiz var mesela. Ölçü birimi milimetre olanlar; ince bakan, ince görenler için rafine bir belgesel. Fark edip izleyenleri dost sohbetlerine konu edecek.

Double Take var sonra. “World is not a mystery/ Flicker world is my oyster” diyenler, detaylı ve derin okuyanlar için.  Başkasından duyarsanız vaktinde repertuarınıza eklemediğiniz için hayıflanacağınız bir film.

Quick Gun Murugun, Human Zoo, Love Exposure, Rough Cut ve Red Riding Triology‘nin herhangi bir seansında hazır bulunmayıp da ben fantastikciyim deme cesaretini göstereni allah çarpar, çarpar da nereden geldiğini anlamaz valla.

Neme lazım, ben işime yumulayım yine ufaktan.  Devam ederiz sonra.

Kruşçev/Nixon, Erdogan/Baykal - ayna muhabbeti & film

filmler, günlük altında, 06 Şubat 2010 Cumartesi, Pelin Turgut tarafından yayınlandı. – 1 Yorum

image001Haftasonu gazetelerine göz ucuyla bakıp ürktüm de aklıma geldi. (şu sıra tüm yollar !f’e varır hesabından)

Herşey kurgu kafasında olanlara bir adet Double Take (Hileli Gerçek) verelim. Ben mi deliyim, dünya mı hissindekilere kalp atışı hızlandırır, garanti. Borges’den alınma bir ayna fikri ve bunun Hitchcock uzantıları var belgeselin temelinde. Biraz karışık, ama eğlenceli. Bir yandan Kruşçev-Nixon veya Nixon-Kennedy de dahil bu ikilik ve birbirine ayna olma halleri. (bkz Erdoğan/Baykal) Heyecan veren kısmı ise 60larda ortaya Gerçek diye atılanların tamamının nasıl yazıldığını, o yıllarda yeni yükselen TV ve reklamla nasıl beslendiğini -hatta yaratıldığını- pek zeki bir kurguyla göstermesi. Karanlıktaki çakmak gibi ani ve keskin ışık etkisi! Soğuk Savaş kocaman bir senaryo. Net ve hatta komik. Film Donald Rumsfeld’in şu meşhur “Bir bilinen bilinenler var. Bir de bilinen bilinmeyenler” konuşmasıyla bitiyor; manidar çünkü bugün nelerin olup bittiğini özetler gibi.

Hikayeler yazılıyor da yazılıyor, olan bize oluyor. Altta yatan hep korku imparatorluğu. Öteki ondan kork diye yaratılıyor ki türlü türlü pis işlerin yolu yapılsın. Filmin dediği gibi “Two of you is one too many”. (’Senden iki tane, bir fazla demek’)

Double Take’i ilk seyreden Hakan şöyle yazmış: “Das ist wunderbar! Çok sevin bunu ablası. Zaten küserim valla. Arthouse belgesel mi demeliyim, demesem de deneysel kreatif video diyoruz. Elemanın ikinci sinematik işi. Hitchcock filmlerini, Hitchcock’un paralel evrenlerden ikizlerinin de katkılarıyla, rise of televizyon ile newsreel ve de kankası reklamla harmanlanmış soğuk savaş siyasi arenasının iniş çıkışlı tansiyonu eşliğinde çözümleyin. 1962, sen neymişsin be abi!”

Ablalar sevdi, siz de sevin!

Umuda otostop

filmler, günlük, hayat altında, 05 Şubat 2010 Cuma, Yeşim Erdem tarafından yayınlandı. – İlk yorumu siz yapın

pippa_bacca2
fft28_mf153466

Beyaz gelinlikli barış yolculuğunun üçüncü haftasında Gebze’de tecavüz edilip öldürülen Pippa Bacca’nın Türkiye yolculuğunu, 13 günde siyah gelinlikle tamamlayıp Pippa’ya Mektubum belgeselini yapan Bingöl Elmas anlatıyor:

‘Pippa Bacca’nın yola çıkışı çok anlamlıydı. Güven duygusundan, barıştan, bunun olabilmesiyle ilgili bir hayalden, bir ispattan bahsediyordu. Bunun yarım kalmaması gerektiğini düşündüm. Siyah gelinliğe gelince…Gelinlik benim çok tartıştığım birşey. Kadına dayatılan, kadını belirleyen bir simge. Onun beyazlığı meselesi de yine öyle. Ama bir rengin ya da bir umudun karartılması var burada. Benim aklımdaki hem gelinliği bozmak, hem de aydınlık olanın karanlık olduğuna dair birşeyden bahsetmekti.’

bu senenin en kaçmaz !f filmi oylaması

anket, günlük altında, 04 Şubat 2010 Perşembe, Uluç Keçik tarafından yayınlandı. – 3 Yorum

Yemek yemeden bir daha mı düşünsek?

filmler, günlük altında, 03 Şubat 2010 Çarşamba, Uluç Keçik tarafından yayınlandı. – 3 Yorum

foodinc2Her tarım ürünün yıl boyu bulunabilir hale gelmesi Türkiye için çok da eski olmayan bir durum. Artık ezberledik gibi - ülke global ekonomiye entegre oldukça gelenek yerini konvansiyonel alıyor ya, tarımda yer ve zaman mevhumu da tarihe karışıyor.
Food Inc. da iste bunu anlatıyor, ve çok daha fazlasını. Her ne kadar bir Amerikan gerçeği gibi gözükse de film aslında bu dünyanın gerçeği. Geleneksel çiftliğin yerini sanayi çiflikleri almış, kısır domatesler yeşilken toplanmış, hayvanlar daracık bir kafeste kendi pisliği içinde yüzerken hormonlarla şişirilmiş, tohumlar patentlenmiş, boğazımızdan geçenler sisteme esir düşmüş.

En iyi belgesel Oscar’ına da aday gösterilen filmin girişinde bir meyve reyonunda dolaşırken bir dışses şöyle diyor: : “Bu reyonda mevsim yoktur. Her mevsimde bu kırmızı domatesleri bulabilirsiniz. Çünkü dünyanın her yerinden yemyeşil toplanıp pazara sürülen bu domatesler etilen gazıyla kırmızı rengi alırlar.”

TEKEL Ne İş?

etraftan, günlük, hayat altında, 02 Şubat 2010 Salı, Uluç Keçik tarafından yayınlandı. – 7 Yorum
.
Konuk blog yazarı Koray Çalışkan işçilerin direnişini anlatıyor.
100121-tekel-ambulanswidec
Ankara’da yüzlerce işçi direnişte. Ne oluyor, ne bitiyor her kafadan bir ses çıkıyor. Başbakan’a göre çalışmadan para alan avantacı işçiler bir de üzerine eylem yapıyor. “Beni iktidara işçiler getirmedi” diyor. Aslında sorun basit, her 4 gençten biri işsiz, hem 6 kadından biri işsiz. İş olmadığı için değil, bazılarında akıl fikir olmadığı için. Anlatayım…
TEKEL tütün işlemek için çok önemli. Türkiye tütünü Fransız şarabı gibi bir şey. Oryantal tütün diyor buna bütün dünya. Mesela bakkaldan kısa kemıl alın, %10’u Oryantal tütündür. Sigaranın tuzudur, biberidir. (4 ay önce sigarayi bırakmış birine bu yazıyı yazdıranda kabahat, canım çekti çoktan). Yani onsuz olmaz. Biz ne yapıyoruz, resmen tütün ekimini yasaklıyoruz, iyice azaltıyoruz. Zaten daralan iş alanını bir de özelleştirmelerle yok ediyoruz. Hadi özelleştirdin o hatayı yaptın, bari tütün işleme sistemi olmayan birine sat, bari emekçi işsiz kalmasın değil mi? Yok, inadına bir de kendi sistemi olana satıyor ki TEKEL işçisi işsiz kalsın.
Pes. Gerçekten. TEKEL işçisi de pes dediği için direnişte. Hem iş verme, hem çalışmıyor de. Verilmemiş ödev yüzünden dersten çaktırma gibi bir şey. Ayıptır, kalpsizliktir, yokartıktır…
Peki bu kötü kararların maliyeti kime kesiliyor? Küçük bir kısmı TEKEL işçisine. Ama büyük kısmı 18-20 yaşlarında gençliğe. Nasıl mı? Anlatayım. Uzun vadeli tahvil denilen şeyler bir sonraki kuşaktan bu kuşağın borç alması anlamına gelir. Kötü bir karar alındığında ortaya çıkan açık bu tahvillerle kapanır. Yani şimdi 50-60 yaşında olanlar 30 yıllık tahville borçlanınca, şimdi 18-20 yaşında olanlar bu borçları öder. Tüm bu rezil neo-liberal kararları verenler bütün maliyeti gençliğin omzuna yıkanlardır. TEKEL işçileri biraz mağdur, ona rağmen, aferin, direniyorlar. Ya gençlik? Niye Ankara’da değil?
.
Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Assist.Prof.Dr. Koray Çalışkan BirGün gazetesinde yazıyor.
Foto: ntvmsnbc

!f gişelerinde bilet hareketliliği

filmler, günlük, tweets, video-blog altında, 02 Şubat 2010 Salı, Uluç Keçik tarafından yayınlandı. – 2 Yorum

Biletlerimiz gişelerde satışa çıkar çıkmaz Plato öğrencileri de Fitaş’ın yolunu tuttu.

Biletler AFM Fitaş, İstinye ve Caddebostan’da. ve tabi MyBilet’te.

oscar’ınız nasıl pişmiş olsun? an education ve precious en iyi film adayı!

filmler, günlük altında, 02 Şubat 2010 Salı, sarp dakni tarafından yayınlandı. – 1 Yorum

bekledik bekledik ve nihayet muradımıza erdik. oscar adayları açıklandı. an education ve precious en iyi film dalında birbiriyle yarışıyor. bir diğer güzel haber ise a prophet/yeraltı peygamberi’nin en iyi yabancı film dalında aldığı adaylık oldu.

kısaca, bu sene programımızda yer alan 7 filmin toplam 15 adaylığı var.
7 mart gecesi sahiplerini bulacak olan pırıl pırıl oscar’cıklar bakalım kimlere gidecek. işte !f istanbul’un bu sene buram buram oscar kokan filmleri,

- an education/aşk dersi: en ioscaryi film, en iyi kadın oyuncu (carey mulligan), en iyi uyarlama senaryo,

- precious: en iyi film, en iyi kadın oyuncu (gabourey sidibe), en iyi yardımcı kadın oyuncu (mo’nique), en iyi yönetmen (lee daniels), en iyi kurgu,

- crazy heart/çılgın kalp: en iyi erkek oyuncu (jeff bridges), en iyi yardımcı kadın oyuncu (maggie gyllenhaal)

- the lonely bones/cennetimden bakarken: en iyi yardımcı erkek oyuncu (stanley tucci)

- fantastic mr fox/yaman tilki: en iyi animasyon, en iyi müzik,

- a prophete/yeraltı peygamberi: en iyi yabancı film,

- food, inc/gıda, ltd: en iyi belgesel,

Serra Yılmaz ve Ümit Ünal birlikte çalışıyorlar şu aralar yine..

günlük altında, 01 Şubat 2010 Pazartesi, Serra Ciliv tarafından yayınlandı. – İlk yorumu siz yapın

serrayilmaz2Jüri başkanı dediğiniz insan yalnızca işlerine saygı duyduğunuz bir insan olmamalıdır. Aynı zamanda, çok da sevdiğiniz insanlardan seçmelisiniz jüri başkanlarınızı. Çünkü sizler kendinizden geçmiş bir halde fuyeden fuayeye koşarken onlar jürinin gerçek ev sahipliğini yaparlar. Onlar ne kadar tatlıysa, konuklarınız o kadar rahat eder.

Bakınız, bu yılki jüri başkanımız Ümit’in yeni filmindeki geçen yılki jüri başkanımız Serra.

Ses’i bekliyoruz.

ofis kuluncuna karşı taktikler.

günlük, hayat, mutfak dedikodusu altında, 01 Şubat 2010 Pazartesi, Uluç Keçik tarafından yayınlandı. – 1 Yorum



>herşeyin anası niyet. kendinize daha çok hareket sözü verin.
>asansörlerden kaçının, ayakta durma fırsatlarını değerlendirin, yarım saatte bir kısacık molalar verin,
>mesela fitness topunda oturarak çalışın, farkındalığı sürekli vücutta tutmak adına,
>oturdugunuz yerde omurganızı esnetin, boyun ve sırt germe–gevşeme egzersizleri yapın.
>sırt kambur, boyun öne doğru eğik vaziyette çalışmak yerine sırt dik, omuzlar geride…
>otururken beli destekleyen ortopedik yastıklar kullanın,
>calışırken masadan uzakta kalmayın, eğilmeyin, tamamen yaklaşın, masanın kenarı mide seviyesinde olmalı,
>bilgisayar ekranın çapraz durması nedeniyle sürekli aynı tarafa bakmak zorunda kalmayın,
>telefonu boynunla omuzun arasına sıkıştırmayın,
>dolap ve çekmecelere eğilip kalmayın, çömelin.
>hele benim gibi böyle bir konuda yazaken bile büzülüp kalmaya kimse insallah.

Çok hassas bir ekibizdir alimallah

günlük, mutfak dedikodusu, tweets altında, 01 Şubat 2010 Pazartesi, Hakan Paşalı tarafından yayınlandı. – 2 Yorum

Az önce karşımda oturan çeviri koordinatörümüz Nüket oturduğu sandalyeden 20-22,5 santim kadar geri sıçradı “hhHHiiiiiiiHHhhhhgggh!” diye bir ses çıkararak ve de titreyerek. Elektrik çarptı sandık. Yok, öyle bir şey değilmiş. Dead Snow‘un çevirisini kontrol ediyormuş da o sırada fecaat bir Zombi geçmiş ekrandan. Neyse şimdi durum sakin.

Hatırlıyorum da yine birileri 2003′te Dans Ma Peau’nun ilk seansında elektronik altyazı yaparken kendinden geçmiş gazetelik olmuştu.

NY karşı kültürün başkentiyken filmleri

günlük altında, 01 Şubat 2010 Pazartesi, Pelin Turgut tarafından yayınlandı. – İlk yorumu siz yapın

sue-kwon-only-new-york-photography-exhibitionBir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, 1 bilgisayar 1 oda kadar büyük, plastik henüz yerin dibinde evrim çöpüyken, NY karşı kültürün başkentiymiş. Her an herşeyin olabileceği bir yermiş. Serseriymiş. Seks, uyuşturucu, siyahi müzik enerjisiyle beslenirmiş.

Sonra Giuliani devreye girmiş, Manhattan koca bir siteye dönüşmüş. Eski NY küçük ceplerde, kuytu köşelerde ve belki biraz Brooklyn’de yaşar olmuş.

O NY fikrini özleyenlere su gibi gelecek 2 festival filmi:

Geçen seneki Soyulmanın Hazzı’nın yaratıcıları Safdie biraderler, ona kardeş gibi yakın duran ama çıtasını yükselten Go Get Some Rosemary ile karşımızda. İkili çocukluklarındaki NY’dan ilham alıyor. Cannes’ın ardından Sundance’de Daddy Long Legs adıyla geçen günlerde gösterilen filmin ana karakterlerinden biri gene şehir, diğeri ise sokaklarında akan bir adam. Aşırı sorumsuz bi baba ama nedense kalbimiz sürekli ondan yana. Safdie’ler son yılların çabucak bayatlayan bağımsız film akımı mumblecore ile alakasız; yeni birşey yapmaya çalışıyorlar, şimdiden takip edilesi.

İyi Yürek (Good Heart). Adı üstünde, hem iyi hem çok yürekli bir film; Dickens romanları gibi bir dünyası var. Eski NY ruhu Brian Cox’un işlettiği ve sadece müdavimlerin girdiği yıllanmış, güzel ahşap mobilyaları olan loş ışıklı bir barda köşedeki kazla birlikte yaşıyor. Her bir karakter ayrı bir tuhaf. Cox’un hayatına kocaman gözlü Paul Dano girdiğinde, default ayarı iyilik olan birinin dünyayı nasıl terzyüz edebildiğini görüyoruz. Noi Albinoi’nin yetenekli yönetmeni Dagur Kari !f Istanbul’da bu son filmini sunacak. Üç filmdir aynı dünyayı farklı hikayelerle ve giderek derinlemesine işliyor gibi. O dünyaya atıyor ve buyrun, uzun açıklamalara gerek yok, burda takılın biraz diyor. Seyrederken keyiften çatladım!

Karşı kültürün yeni başkentini merak edenleri galiba Berlin’e alıyoruz. Sizi Contakt’a davet edelim!

“Director’s Guild of America” ödüllerinde sürpriz son!

etraftan, günlük, hayat altında, 01 Şubat 2010 Pazartesi, sarp dakni tarafından yayınlandı. – 2 Yorum

James Cameron’ın Avatar’ını gerkathryn_bigelowide bırakarak The Hurt Locker ile en iyi yönetmen kategorisinin galibi olan Kathryn Bigelow bu ödülü kazanan ilk kadın yönetmen oldu. Sevindik.

Diğer ödüller ve galipleri için tıklayınız

sundance’li filmlerimiz…

etraftan, filmler, günlük, hayat altında, 01 Şubat 2010 Pazartesi, sarp dakni tarafından yayınlandı. – 1 Yorum

sundance08imgsinema dünyasının en leziz festivallerinden biri olan sundance programı her zamanki gibi şahane. programın içine dalıp kaybolmamak mümkün değil. uzaktan uzağa ne var ne yok diye gezinirken bazı !f filmlerini sundance programında gördük sevindik sizle de paylaşalım istedik.
bunlardan ilki daddy longlegs (bizim git biberiye al gel/go get some rosemary gitmiş oralarda daddy longlegs olmuş. safdie biraderler amerikada filmi bu isimle göstermeyi tercih ediyorlar anlaşılan)
diğerleri  ise,
- bu yılın en ilginç filmlerinden biri olan hileli gerçek/double take
- en iyi yabancı film oscar adaylığına koşması beklenen yeraltı peygamberi/a prophet

Reha Erdem SİYAD ödül koleksiyonuna yenilerini ekledi…

günlük altında, 31 Ocak 2010 Pazar, sarp dakni tarafından yayınlandı. – 1 Yorum

SİYAD ödülleri töreni az önchayat-vare sonuçlandı. Bu sene BKM’de gerçekleşen törenin galibi Hayat Var ile Reha Erdem oldu. En iyi film, yönetmen ve kurgu dallarında ödülleri toplayan sevgili Reha Erdem’i tüm !f ekibi olarak tebrik ediyoruz.

İşte benim festivalcim! Yürüyün be koçum be!

etraftan, günlük altında, 30 Ocak 2010 Cumartesi, Hakan Paşalı tarafından yayınlandı. – 1 Yorum

SLOBODNA ZONA BEOGRADA/ FREE ZONE BELGRADE

NEW PEOPLE, NEW PERCEPTIONS : PUSH THE LIMITS

slobzona

My Dream Team of Honeypies

FREE ZONE is a series of programs based on engaged, modern film production dealing with current social and political issues from around the world. FREE ZONE films offer a completely different world view, far from Hollywood spectacles and mainstream media simplifications.

FREE ZONE has four activity areas:
- FREE ZONE Bg - film festival in November and monthly screenings
- FREE ZONE Sr - tour of selected films from the Festival
- FREE ZONE Jr - program for high school students
- FREE ZONE on TV - ‘Festival TV program’

All FREE ZONE activities result from the need to clearly and affirmatively stimulate, in a communicative and novel manner, a debate on current social and political situation in the world and Serbia’s position in it.  The project was initiated in 2005 by Katarina Zivanovic and Marko Popovic.

Kendin’iz Gör’ün

filmler, günlük altında, 30 Ocak 2010 Cumartesi, Uluç Keçik tarafından yayınlandı. – 2 Yorum

kendingor-1Kendin Gör !f istanbul’un internette özgürce dolaşan serbest içerikli yapımları paylaştığı online film seçkisi.

İkinci senesinde Kendin Gör dünyanın dört bir tarafından örneklerle insanlık hallerimize vurgu yapıyor. Hümanist, politik, çevresel ve bir o kadar da fantastik filmler 3 ana başlık altında toplanıyor.

Bizim Köy: Türkiye’nin dinamiklerini daha derinlemesine anlama çabası güdüyor. Irkçılık, derin devlet, çevresel sorunlar ve göç gibi yakın geçmişimizde iz bırakmış ülke yaralarına ışık tutuyor.

Küresel Köy: Savaş, cinsel ayrımcılık, çevresel sorunlar gibi küresel meselelere dünyanın dört bir yanından yerel kesitler üzerinden vurgu yapıyor. Türkiye için de göz ardı edilemez, 3. Dünya toplumunun ortak sorunlarına başka, uzak ama yakın coğrafyalardan örnekler veriyor.

Fantastik Online Projeler: Sinema şekil değiştiriyor, kalıplar kırılıyor, internet yepyeni olanaklar sunuyor. Bu bölüm post-film boyutuna bir pencere açıyor ve internetle gelişen bu yeni katılımcı formlara yakından bir göz atıyor.

The Burning

filmler, günlük altında, 30 Ocak 2010 Cumartesi, Deniz Tavmen tarafından yayınlandı. – 1 Yorum

mogwai1201304654_37967“Happy Songs For Happy People” gibi bir albüm ismiyle karşımıza çıkabilen Mogwai’nin adını Gremlinlerden almasına pek şaşırmamak lazım. Malum, ironiyi seviyorlar. O zaman bir ironi de bizden. İskoçya’da kurulmuş bu grubun geçen nisan ayındaki Brooklyn performanslarından 50 dakikalık canlı kaydı The Burning filmini kendi memleketlerindeki prömiyerinden önce (Glasgow Film Festivali/28 Şubat) burada seyretmek bize nasip olacakmış. Oralarda varsa eş dosta hava atmak için buyrun size bulunmaz fırsat. http://bit.ly/dAOyc3


- The Precipice

- I’m Jim Morrison, I’m Dead
- Hunted By A Freak
- Like Herod
- New Paths to Helicon pt1
- Mogwai Fear Satan
- Scotland’s Shame
- Batcat

Non-stop çalışıyoruz. Elmamız kızarıyor!

mutfak dedikodusu, tweets altında, 30 Ocak 2010 Cumartesi, Hakan Paşalı tarafından yayınlandı. – 1 Yorum

01:56 a.m.

Az önce ilk parti 30000 adet program broşürü matbaadan geldi ve Fitaş’a indiriliyor.  Öğleye doğru Fitaş’tan temin edilebiliniyor. Diğer lokasyonlara dağıtımı gün içinde yapılacak. Sabırsızlanmaca yok!

Mola işareti verip zamanı üç dört gün durdursam ya da bir buçuk porsiyon hakan daha klonlasam…

günlük, hayat, mutfak dedikodusu altında, 30 Ocak 2010 Cumartesi, Hakan Paşalı tarafından yayınlandı. – 4 Yorum

Dün 03:30′da çıktım Fitaş’tan. Bugün 02:00 gibi çıkmış olurum. Kendimi sokaklara atıp eve kadar yürüyeceğim. Yatmadan önce kafa dağıtmalı.

VE KARŞINIZDA BRONSON!!!

günlük altında, 29 Ocak 2010 Cuma, Yeşim Erdem tarafından yayınlandı. – 1 Yorum

bronson1Bu adamın olayını anlarsanız lütfen ses verin. Adam İngiltere’nin en meşhur mahkümü. Üç yıllığına girdiği hapisten 34 yıldır çıkamıyor. Cinayet falan da yok sicilinde. Sadece iflah olmaz bir zorba. Hiçbir yöntem işlemiyor. Psikolojisi anlaşılamıyor. Ama kadınlara karşı çok yumuşak. Öyle şeker, romantik bir tarafı da var, tuhaf sanatsal bir yanı da. Ve bu adam gerçek. Filmi izlerken öylece kalakaldım…

http://bit.ly/cYYPLp

New Muslim Cool

filmler altında, 29 Ocak 2010 Cuma, Yeşim Erdem tarafından yayınlandı. – 1 Yorum

img1

Müslüman, Amerikalı, Porto Rikolu, Hiphopçu, Aktivist, varoş çocuğu. Yani Amerikanın en büyük kabusu. Uyuşturucu satıcısı Latin Jason’ın, sarıklı müslüman Hamza’ya giden yolculuğunun istikameti, gizli servise göre, terör. Hamza’nın içsel yolculuğunun istikameti ise, ‘Muhammed’i çalıştıkça affedici olma’ yönünde. Ha ama onun da korkusu teror. Hangi korkunun daha gerçek olduğuna siz karar verin… http://bit.ly/cSdx8E 

Gece kuşları

filmler altında, 29 Ocak 2010 Cuma, Yeşim Erdem tarafından yayınlandı. – 2 Yorum

nighthawks!f’in bu yılki kült filmlerinden biri Nighthawks. 1974 Londra’sının gay dünyası anlatılıyor ama filmin senarist ve yönetmenlerinden Paul Hallam ‘değişen tek şey kıyafetler,’ diyor. Bazı sahneler, 2010 Türkiyesi’nin ilerisinde bile olabilir. Yine de Hallam, 50 yaşından sonra tası tarağı toplayıp İstanbul’a yerleşmiş. Üstelik, filminin gündüz serçe, gece şahin olan kahramanı gibi, bir okulda öğretmenlik yapıyor. Filmin 16 Şubat Salı günkü gösteriminin ardından da sorularınızı yanıtlıyor.
PS: Meşhur bar sahnelerinden birinde, bir ara Derek Jarman’ı görüyoruz. Uzun uzun gezip, etrafı kesiyor. Film için de şöyle demiş: ‘This film is my life all wrapped up.’

31 ve 40′ın kesişen dünyası

filmler, günlük, hayat, mutfak dedikodusu altında, 29 Ocak 2010 Cuma, Yeşim Erdem tarafından yayınlandı. – 1 Yorum

mbv31afis_small

Dirty Cheap Creative’den üç kafadar (Ali Yorgancıoğlu, Gönenç Uyanık, Uluç Ali Kılıç) Cihangir’deki evlerinin penceresinden, çekimi bütün gün süren bir taksi sahnesi izliyorlar. Sonunda fenalık geçiren bir tanesi, ‘abi ben tüm filmi çekerdim bu kadar saatte’ diyor. Sonra çekersin, çekemezsin derken girişiyorlar, 18 saatte de bitiriyorlar. Kırk yılda bir, bir sahneyi iki defa çekmeleri gerektiğinde öteki tersleniyor; ‘ulan ne bi daha çekmesi Kubrick misin!’ Ortaya da çok komik ve orijinal bir şey çıkıyor. Moral Bozukluğu ve 31.
oimagestandart42001

Emre Şahin

Tesadüf, onları gaza getiren taksi çekimi, yine !f’te gösterilecek bir filme ait. 40! Bu filmde birbirine teyet geçen hayatları, az biraz mistik güçlerle buluşturan Emre Şahin’den ürküyorüz! Biri 31, diğeri 40. Üstelik 3+1:4 Brrr. Geçende ofisten de geçti. Bakalım bizi neler bekliyor…